takvim değişiyor falan.

2012ye baya hasta,yorgun,bitkin giriyorum.

ertesi gün sınavlar başlıyor.

son günlerde olan birtakım olaylar bir kez daha hayata lanet ettirirken,

sınav tarihlerini öğrenmek tuz biber oluyor falan.

http://www.swfcabin.com/swf-files/1285417902.swf

daha acısız ve daha mutlu bir yıla.

Reklamlar

iühf ve birtakım kelâmlar.

iühf.

sana laflar hazırladım. çok laflar.

ama bunları seninle lisans ilişkimizi bitirdiğim gün söyleyeceğim.

fakat şimdilik ise söyleyecek bir paragrafım var.

sevgili iühf,

sana geldim geleli iühf, okulda ne bir iz ne bir ses bırakabildim.

ne çok çalışkan olup mutkortlarda, model united nationlarda boy gösterdim.

ne bir dergi-gaste-fanzin çıkartıp adımı duyurdum.

ne birtakım kulüpler kurup doktora salonunda birtakım paneller düzenledim.

ne de 3.94 ortalama yapıp kep törenlerinde havalı havalı el salladım.

öyle derslere geldim.

belki de en sevdiğim yerin olan kütüphanende ve havuzlu bahçanda takıldım takıldım takıldım.

derken seneler geçti.

sende bıraktığım belki de tek iz var, şimdilik. sıtahhhh ( efekt sesi )

( turkstar fatihe bir atıf yapıyorum bakalım kaç kişi anlayabilecek (yerler kaymıyor yalnız ) )

konumuza dönecek olursak, bahsettiğimiz iz var ya hani.

işte o da son derece ANONİM.

bu anonimliği kırmak amacıyla burda bir keps paylaşıyorum.

okuldaki tek izim okulun sitesinin bannerında arada bir gözüken fotoğrafım.

ki bu da CROPlanmış hâlde.

fotonun aslını da aratınca zaten goguldan falan bulabiliyorsunuz.

bu fotoğrafı o kadar çok bir kaynak göstermeden, bir link vermeden, izinsiz ve habersiz, kullandılar ki ben artık saymaktan yoruldum.

bunu bir de MY LAW SCHOOL yapınca tam oldu.

şimdilik diyeceklerim bu kadar.

sürekli meşhur aforizması ile düşmanına atar yapan orta yaş insanları.

ablalarım abilerim.

bir zamanlar memleketimiz fakirdi. o zamanlar narenciye üzerinden hayata rest çeken bizler – gerekirse limon satıp-simit satıp evini geçindiren bizler- artık zenginiz. artık zengin olduğumuzdan olacak beğenilerimiz değişti yeni arayışlar boy verdi, balalar soy verdi.

kapitalizmin yerleşmesiyle kollektivitizim ruhumunun ölüp bireyci akımların iyiden iyiye baş vermesini de hesaba katarsak bu tip bir takım oluşumlar vücut buldu.

bunu müteakip rest çekmelerimiz bile değişti. tabi zamanla bilgisayarda girdi hayatımızda. windows 95 98 derken bu günlere geldik sağsağlim.

artık paint terk abilerimizin ablalarımızın hayata özlü sözler üzerinden rest çekiyor.

bir de bunu ( caps ) KEPSliyor .

işte bir kaç örnek. 

bu laflardan bazılarının bu meşhurların ağzından çıktığına inanmak son derece güç.

bir de bunların toplamı var. söz gelimi mevlanaya atfedilen  12546636 tane özlüsöz varsa, bunların söylenmesi için gereken zamanı hesapladığınızda, mevlana başkanın uyumadan ve yemeden sürekli konuşması gerektiği  gibi bir sonuç ortaya çıkıyor.tabi sözkonusu meşhurların eserlerinden verilen atıflı kepsleri burda tartışmıyoruz. cancağzım.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bununla birlikte bir de yabancı meşhurlardan yapılan çeviriler var ki burda mütercim tercümanın yeteneği göz kamaştırıyor. sevin okyayın çömlekçi hayriye bulduğu terimlerle yarışır. zaten bir karikatürde çarls bukovskiy anarşizmin kurucusuyum ama belediyemizin hizmetlerinden çok memnunum diyordu. bu da onun gibi bir şey.

 

 

asıl birhoş olanı ise orta yaş altı – ortayaş ve ortayaş üstü özellikle bayanlarımızın bu kepslere aşırı ilgi göstermesi. demek ki her hanımın rest çekeceği kimseler mutlaka mevcut.

bir aforizmada benden gelsin :

dünyevi istekler otobüs beklemek gibidir. beklersin o gelmez. beklemediğinde hababam geçer durur.

 

not : her canlı bir gün ortayaş olacaktır.

aysun gültekin.

yağmur sağanak sağanak atıyordu. okuldan çıktım.

saat 15.30 civarı.mesai bitti bitecek.

malum kış saati.

alelacele indim barbaros bulvarından. bkm’nin altında bir fotoğrafçı gördüm. 5 dakikaya vesikalık çektiklerini kırmızı büyük puntolarla ön cama işlemişlerdi.

10 dakika sonra vesikalıklar elimde taksime giden bir otobüse binmek için alkımın az ilerisinde bekliyordum. hesabıma göre 15 dakikada taksime çıkarsam, 10 dakika da yürürsem, dörtbuçuk olmadan radyoevine varırdım.

dediğim gibi de oldu. o vakitler tünel münel yoktu, gümüşsuyu da bu denli sıkışmıyordu.

sağanak sağanak ıslanmıştım.

bıyıklarım yaştan ve koşturmadan ötürü yeni yeni terlemiş.

radyoevinin merdivenlerini ikişer üçer çıkarken onu gördüm.

radyoevinin kapısındaydı.

defalarca televizyonda izlemiştim, radyoevinde izlemiştim, canlı canlı dinlemiştim sesini. fakat ilk kez bu kadar yakından görmüştüm ve bunu yadırgamıştım. çünkü gözlerim her daim sahnede görmüştü onu. konuşmak istedim.

üzerinden yıllar geçti bu yüzden ilkin ne dediğimi hatırlamıyorum.

aysun hanım , sayın aysun gültekin ya da aysun teyze. muhtemelen “merhaba nasılsınız” demiş olabilirim. fakat sonraki dediklerimi hatırlıyorum.

-sizi çok seviyoruz ailecek dedim. radyoevindeki her konsere gelmeye çalışıyoruz

teşekkür ederim dedi halk müziğine bu yaşta bu ilgi nerden geliyor?

aileden efendim dedim sivaslıyız

nerde okuyorsun?

b.. lisesinde

maaşallah aferin sana.. peki bugün konser de yok, neden geldin ?

gençlik korosu sınavına başvurmak için geldim.

bunu söyledikten sonra daha ilgili olarak beni dinlemeye başladı.

şöyle devam ettim:

m. şefimizden bağlama dersi alıyorum bir senedir. icracılık için sınava gireceğim.

inşallah başarılı olursun dedi tebrik ederim seni, çok güzel bir yol seçmişsin kendine.

diyaloğun devamında halk müziğini bırakmamamı öğütledi. türkülerin emek istediğinden bahsetti. doğru icracıları örnek almanın ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.

bende kendisine teşekkür ettim. el sıkıştıktan sonra radyo evine girdim.

sınava kaydoldum vesaire.

—————————————

aysun gültekin adı bir insan için bir şey ifade ediyorsa,

bu insan -halk müziğine gönül vermiş olmasa bile- halk müziğiyle en azından ilgilidir.

hiç olmadı kurtlar vadisini pür dikkat izliyordur.

biyografik bilgilere girmeye gerek yok zira bu bilgiler zaten webde mevcut.

türküleri çalıp söylemeyi öğrendikçe ders dinler gibi dinledim her zaman onu.

hatta belki de hiçbir dersimi dinlemediğim kadar dikkatle ve ilgiyle.

doğru türkü okumakla show business arasındaki farkı anladık onunla.

eğilmeden, bükülmeden, nağme yapmak için mikrofonu sallamadan türkülerini okudu her zaman. halkın sanatçısı oldu her daim.

ne kadar mütevazi bir sanatçı olduğunu yukarda aktardığım küçük hatıra bile anlatmaya yeter. 13 yaşındaki çocuğu bile ciddiye alıp onu türküleri sevmesi için yüreklendiriyor, yol gösteriyor.

—————————————–

zaman aktı geçti ve 16 aralık cuma günü akşam saat yedibuçukda son kez trt çalışanı olarak sahneye çıktı aysun gültekin. artık konuk sanatçımız diye anons edilecekti

bu konserde oradaydım. yıllarca bize türküler söyleyen aysun gültekin’in emekli olmadan önceki son konserinde mesut cemil stüdyosunda olmalıydım. adeta bu kendisine ödemem gereken bir borçtu.

trt çalışanı olarak aysun gültekin çok paralar çok şöhretler kazanamadı. fakat halk müziğine ilgi duyanlar için her zaman değerli ve şöhretli olarak kalacaktır.

o gün fotoğraf çekmek isterdim. fakat normalde çok sevdiğim “şak şak inen perde” sesinin bu konserde yanımda olmasını istemedim. yalnızca aysun gültekini dinlemek istedim.

aysun gültekin halk müziğinde gerçek bir yer edindi. bundan sonra adını söylediği türkülerle daha yukarı taşıyacağından hiç şüphem yok.

——————————————–

trt sınavına gelince…

ellerim titremişti heyecandan, doğru düzgün çalamadım. zaten pek beceremediğim solfeje gelince orada da iyice çuvalladım.karşısına çıktığım beni sınav yapan jüride hatırladığım tek isim okyay kösegil.

hasılı sınavı kazanamadım.

lodos,fındıklı,teşrin ve kanunlar.

bir kere teşrinler geldiyse peşisıra kanunlar beklemeden gelir.
sonra kanunlar yarılanır.

şiirler, kitaplar, sorular ve hayaller arasında sorulan onlarca soru ile.

“teşrin yağmurlarıdır simsiyah hicranım efendim”

bu teşrin pek yağmur yağmadı büyük ve ezeli ve ebedi ve köpek istanbula.

fakat bu kanun iyi lodos yaptı.

lodos da baş ağrısı.

lodos. gözü yaşlı lodos.

tophane – kabataş arasına sıkışmış sahilde park harap ve bîtap.

canı çıksın diye bekliyor. “iğrenç beyaz” ışıklar arkadan vuruyor.

birtakım adamlar bankları iyiden iyiye denizin dibine sokmuş.

deniz kaygısı değil bu, birtakım gözlerden sakınmak.

sahilin karalığından faydalanmış bir kaç sevgililer.

futursüz ve bol tükürüklü öpücükler.

o ara bir şilep sızıyor marmaradan. fakat bir de avusturalyadan ithal gemi.

malum ostralyalılar hızlı. seke seke çay geçen ceylan gibi. fakat asla iskoç devekuşu gibi değerli narin ve asil değil.

ostralyalının dalgası sevgililere , bol köpüklü ve okkalı, tükürüyor.

sıralama şöyle : deniz – lodos – beton – toprak üzerinde ağaçlar – yol ve tramvay .

ağaçların arasından vuran ışık sahili hepten karanlığa boğuyor. sahil parktan çok şehrin ışıklar altında.

köprü derler , ışıklı yosma birtakım oyunlar ile bakışlarımıza sahip olma çabasında. fakat zıtlıkların şehrinde yanıbaşında bir takım karanlıklar. birtakım korular ve militer alanlar. üsküdar camileri kaybolmuş evlerin arasında. denizden boy verir gibi minareler. selimiyeden el sallar dört resmi kol.

ve biberon aşağısında. bu sefer hangi bebeyi besleyecek kim bilir. yirbirinciyüzyıl istanbulunda.

sahilde parkeler dağılmış, betonlar ufalanmış. çamur. kaderi 3. dünyalının.

yapraklar kendilerince birtakım karşılamalar hazırlamışlar uzun zaman sonraki bu ziyaretime.

ne de olsa gelmemekteyim uzun zamandır bu sahile.

bu sahil ki hengame arasında kalmış. yıpranmış ve görmezden gelinmiş. sadece arzu edenler orada. bu akşam saatında.

en son burada oturmuştum 31 aralıkta. önceki değil ondan öncekiydi. öncekinde ben yoktum şehr-i istanbulda.

teşrinler ve kanunlar ikidir. teşrinlerden sonra kanunlar gelir. sonra kanunlar da yarılanıverir.

kapı aralığından, içinde ne olduğunu az çok bildiğin bir odaya bakmaktır hatırlamak.

(fotoları ben çekmiştim zamanında yok size kopirayt, dağılın.)