karşıyaka atkım

Resim

20121128-004941.jpg

bir önceki yazıda bahsettigim anneciğimin ördüğü el emeği kafsinkaf atkım

Reklamlar

tuttuğum değil tutulduğum takım

her şeyi aslında bu pankart özetliyor.

biz biraz tekne kazıntısı oluyoruz aile içinde. abimle aramızda nerden baksan 13 yıl var.

abim gençliğinde futbol oynamış, çok yetenekli, futbolcu olma hayalleri kurmuş fakat küçük bir anadolu kasabasında olmanın doğurduğu teknik yetersizlik ile babamın ‘futbolcu olacağına, oku adam ol’ noktasındaki köstekliği birleşince futbol içinde bir ukte olarak kalmış.

tabi imkanlar da yetersiz .
neticede o yıllar peder bey memur olmuş amma özümüzde taşralı çiftçi ailesiyiz.

velhasıl abim sıkı bir cimbomlu.

babam  yapacak başka işi olmazsa futbolu izler, takip eder. fakat herhangi bir takım tutmaz.

(memleket takımı birinci lige çıkıp şampiyonluğa oynayınca memleket takımıyla ilgili gözükmeye başladı. hatta bugün ‘istanbul belediyeye dört atmış bizimkiler’ dedi. ben de valla ‘bizimkilerin maç yarın denizliyle’ dedim.gülüştük.)

siyasette ve futbolda taraf olmayı pek sevmez. uç olmayı ve fanatikliği,özellikle siyasette, hep dışlar. peder bey kısacası abimden ve cimbom-sever aile çevremizden ötürü cimbomlu gözükür. pek de umrunda değildir açıkçası. bizim de kendimizi kaptırmamızı engellemeye çalışır.

ama babamla maç izlemek ayrı bir sıkıntıdir. hakeme takılır. zaman geçiren oyuncuya takılır. özellikle yabancı maclarda tüm kararlar bilerek aleyhimize verilir ona göre. gollerin yarısı ofsayttır.

maçı hem kendi izlemez hem de bize izletmez.

bize gelince…
efendim biz de yaşımızın küçük olması sebebiyle ve buyuk biraderimin etkisiyle cimbomlu oluyoruz ister istemez. bu,biraz irademiz dışında gerçekleşiyor.

öncelikle ailede cimbomlu olmazsak ayıplanma riski var.
sonrasında ise bizim cimbomlu olduğumuz yıllarda cimbom avrupa sahnesinde yeni yeni adımlar atıyor. euro 96 heyecanları, ardından 4 sene üstüste şampiyonluk, avrupa maceraları derken medyanın da pompasıyla ortalık cimbom diye kasıp kavruluyor.

(biz o sıralar taşralı çiftçi ailesinden,çoktan küçük burjuva memur ailesine doğru ilerliyoruz.)

Avrupa kupaları falan derken, bir sürü küçük anadolu şehrinden sonra milenyum bize istanbulu getiriyor. istanbula geliyoruz. tayin çıkıp da geliyoruz. aslında yerleşmek niyetiyle gelmiyoruz ama yıllar içerisinde buraya çakılıp kalıyoruz.

milenyumla beraber artık maçları stadda izliyoruz. samiyen eve yakın. bilet fiyatları da ucuz. sık sık eski açıkta bazen yeni açık üstte yerimizi alıyoruz. bazen kapalıya giriyoruz.

ilk şoku maçlara gidip geldikçe yavaş yavaş yaşıyoruz. hiç bizim tv’den izlediğimiz gibi dönmüyor burada işler. oysaki bizim tuttuğumuz takıma ait olmalıydı ‘bütün iyi hasletler’.
biz oradan tertemiz görürdük bu sahanın yeşil çimlerini. fakat görüyoruz ki kazın ayağı hiç öyle değilmiş.
müthiş bir hayalkırıklığı.

(bu arada beşiktaşta liseye başlıyoruz.)

ikinci şoku lisemizin semtiyle birlikte yaşıyoruz. çevre motivasyonu ile medya tarafından bize izletilenden farklı olarak etrafta bambaşka takımlar,bambaşka taraftarlar,bambaşka renkler de mevcut.

özellikle ‘önde gelen üçlünün’ herbirinin kendine atfettiği ‘en büyük biziz’ yalanı, oluşturulmuş sahte kimlikler, çok yüceltilen fakat aslında hiç de öyle olmayan şanlı tarih yalanları,içi boş taraftar grupları, anlamsız holiganlık, ancak ÖTEKİ üzerinden kimlik oluşturabilen kimliksiz takımlar, ezbere söylenmiş sakız gibi olmuş tribün besteleri, derken internetle beraber öğrendiğimiz zamanında kan dökülen aşağılık kavgalar, medyanın anlamsızca pompaladığı mavralar, hepimizi aptal yerine koyan bir grup insan, taraftarı ekmek kapısı olarak gören klüpler,stadlarda ağıza alınmayacak küfürler,ancak çoğunluğun gücüne sığınarak kendini ifade eden bir sürü güçsüz insan, insanlığını kaybetmiş saygı kavramını yok etmiş taraftarlar..

kısacası, adını çok sonra öğrendiğimiz, endüstriyel futbol derler, bir mikrop sarmış buraları..

( bu üç takımın saygıdeğer efsanelerini tenzih ederim. onlar gönlümüzde apayrıdır.)

biz ise küçük anadolu kasabalarında tüm saflığımızla inanmış ve sevmiştik bu takımları.tüm iyi hasletleri,güzellikleri,onur ve gurur abidesi olarak gördüğümüz bu takıma layık görmüştük.o zamanlarda, yalnızca abimiz ve ya babamız eşliğinde kahvehanelerde televizyondan izleyebildiğimiz zamanlarda inanmıştık.

bu sırada liseden bir arkadaşımızın,14 yaşında,derbi gününden önceki cuma,ev sahibi takımın semtinde,son iki ders beden eğitimi olduğu için üstünü değiştiremeden okuldan çıkması,kışlık montunun altından gözüken bir parça diğer-renkten forma yüzünden,ev sahibi takımın semtinin çocuğu olmasına rağmen,o semtteki evine giderken,ortalık yerde sopa yemesi tuz biber oluyor.

bırakıyorum maçlara gitmeyi.

soğuyorum her şeyden atkıları ve formaları kaldırıyorum .
gazetelerin spor sayfalarını okumuyorum.

futbol yalnızca arkadaşlarla oynarken güzel geliyor artık.

aynı sınıfta olduğumuz bir arkadaş(sonradan uçak mühendisi oldu) karagümrük atkısına geliyor okula her gün. beden eğitiminde kırmızı siyah bir forma giyiyor.

ben ise o güne kadar karagümrüğü yalnızca çete ismi sanıyorum.
arkadaş anlatıyor: 1926’da kurulmuş klübümüz. fatih karagümrük spor klübü tam adımız.

benim ise gümrük denince aklıma ‘propaganda’ filmindeki gümrük gibi bir yer geliyor.
öndeki ‘kara’ için ise aklıma gelen: ‘demekki bunların alayı kabadayı baksana isimleri bile kara’ düşüncesi.
(çünkü bizim oralarda birine kara denirse ya esmerdir ya da gözükaradır.)

soruyorum : “abi iyi hoş da karagümrük ne demek?”
arkadaş cevaplıyor : fatih zamanında osmanlının karadaki gümrüğü bizim orası olduğu için bizim orasına kara gümrüğü derlermiş sonradan söylene söylene karagümrük olmuş.

anlatmaya devam ediyor. ‘o futbolcu bizden yetişti bu futbolcu bizden yetişti’ gibi cümleler kuruyor.arkadasimizin kendisi de karagümrükün bizim yaş grubundaki takımının kalecisi o sıralar.

karagümrüğü anlatmaya devam ediyor: “bizim bir de kardeş takımımız var : Karşıyaka ” diyor.

“nasıl yani?” diyorum . “kardeş takım mı?”

tabi, diyor, ne sandın ?

“iki takım nasıl kardeş olabilir ki?” diye düşünüyorum.

hafsalam almıyor.

hep kavga gürültü olur diye bildiğimiz için,aksi yönde bir düşünce çok acayip geliyor.

( zamanla öğreniyorum ki gümrüğün kanlı bıçaklı bir cok rakibi varmış. )

kardeş takımı anladıktan sonra Karşıyakayı merak ediyorum.
etrafımda o sırada bir karşıyakalı olmadığından bu soruyu kimseye soramıyorum,zamanla da unutuyorum.

fakat bildiğimiz bir kaç şey var, bir yerlerden işittiğimiz; kırmızı-yeşil,Göztepenin (Göztepenin beşiktaştan 6 yediği yıllar) rakibi, İzmir takımı.
hepsi bu kadar.

(aradan zaman geçiyor.artık üniversite kapılarını aşındırıyoruz,maçlara gitmeyi iyiden iyiye bırakmışız)

fakat lisedeki dostlarla kopmuyoruz.
liseden futbolu sıkı takip eder, istinyespor eski kalecisi, hasta Beşiktaşlı bir arkadaşım var.
ikinci ligi de iyi biliyor. yine liseden,basketsever,arada sırada tbf organizasyonlarında görev alan cimbom taraftari bir arkadaşımız var. 

dost meclislerinde yine arada sırada söz karşıyakaya geliyor.

sonra ‘karşıyaka’ sohbetlerimizde uzun uzun konuştuğumuz bir konu oluyor.

bu sohbetlerin birinde, Karşıyaka buraya geldiğinde deplasman tribününe gidelim fikri doğuyor.bu fikir hemen kabul görüyor. ilk maçı araştırıyoruz bir kaç hafta sonra: efes pilsen maçı.

bu sırada ben de Karşıyaka hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum. internetten araştırmaya başlıyorum.

araştırdıkça etkileniyorum.
tarihini okuyorum. yetmiyor bu konuda yazılmış kaynakları okuyorum. daha iyi anlamak için izmir tarihini deşiyorum biraz.

sanki yıllardır özlediğim, eksikliği beni taraftarlıktan uzaklaştıran her şey bu klüpte mevcut. bir kere asla ve kat’a öteki üzerinden bir kimlik oluşturmuyor. çünkü buna gerek duymuyor. bu anlamda türkiyedeki bir kaç takımdan biri.

o dakka vuruluyorum.

videolar belgeseller derken artık karşıyaka temalı rüyalar görüyorum.
bir sabah uyandığımda sanki içimde bir fidanın yeşerdiğini hissediyorum.
artık kafsinkaf içime yerleşiyor.

(kafsinkafı anlatmak ve övmek başka bir yazının konusu, bu yazıda nasıl kafkafı tanıdığımı yazmak istedim.)

artık kafsinkaflıyım ama bir kaç arkadaş dışında kimseye diyemiyorum.
hem nasıl diyeceğim ki?
“ben artık karşıyakalıyım”mı diyeceğim ?

babama desem ne cevap vereceği aşağı yukarı belli : ” adam olmaya niyetin yok eşoğlueşşek” (o sırada yine fakültede çakmışız derslerden)

anneme desem delirdiğimi sanacak.

sevgilim (evvelden gsli zamanlarımı bildigi için) dönek diyecek.

hele fanatik cimbomlu kardeşi ( müstakbel kayınçom ) duysa hüngür hüngür ağlar.

evdekilere,durduk yerde “haberiniz olsun ben artık kafsinkaflıyım.” diyemedim.

fakat şöyle bir yol izledim.
bir gün fakülteden çıkıp, kapalıçarşıdan geçip, mahmutpaşa yokuşundan koyu yeşil ve kırmızı iplik aldım. anneme “anne bana atkı örer misin?” dedim.

önce pek umursamadı. sonra baktı ki ciddiyim “o renk atkı olmaz erkek adama.yoksa sen kominist misin?” dedi.
( boynuna o yeşil fuları sarma çocuk dizesi)

yok,dedim,’kafsinkaflıyım.’

‘ney?’ dedi annem.yüzünde şok olmuş bir ifade.

anlattım biraz spor klübü falan diye. baktım pek ikna olmadı.

ertesi gün ablama sormuş. ablam da pek bilememiş. ama ‘sinkaf küfür demek anne’ demiş. ‘bu oğlan bir örgüte felan girmiş olmasın? renkler de kızıl yeşil?’

akşamına eve geldim annem soruyor ciddi ciddi “biz sana okulu bitir derken sen örgütlere mi girdin” diye.

derdimi anlatana kadar akla kafayı seçtim.

neyse annem, sonra ikna ettik de , atkıyı ördü. yemyeşil bir atkı. bir ucunda eski harflerle kafsinkaf diğer ucunda yeni harflerle ksk yazıyor.

babam pek umursamadı zaten o sıra benden iyice umudu kesmişti.

abim pek bir şey demedi. zaten artık ‘büyüklerle’ ilgilenmediğimi anlamıştı.

sevgilim ‘dönek misin olm sen’ diye ezikledi beni.

bir sürü arkadaş dalga geçti.

bir kısmı anlamaya çalıştı.

büyük kısmı ise şunu sordu:

senin kütük sivas’ta, sen istanbuldasın. nerden çıktı bu karşıyaka ?’

haklılardı.
kütük sivas. yaşadığım yer İstanbul.
hayatımda bir kez, 6 yaşında, izmire gitmişim. onu da hayal meyal hatırlıyorum.
izmir ve civarında tek bir tanıdık akraba yok.
peki bu karşıyaka sevgisi nerden çıktı?

peki karşıyaka lokalinde bir kaç emeklinin oturduğu küçük bir semt klübü mü ? hayır.
peki kafsinkaflı olmak için orda doğmak şart mıdır ? hayır.

çünkü marşlardan birinde dediği gibi Karşıyakalı olunur,karşıyakada doğulur/Karşıyaka aşk,bir kara sevda,Karşıyaka bir tutkudur

bazıları gibi ‘bizim takımlı olunmaz ,bizim takımlı doğulur,bizim takımlı olmayanlar o… çocuğudur’ demiyor kafsinkaflılar.

aradan bir kaç sene geçti.
kafsinkaf aşkımızı artık çevremiz kabullendi.

biz üç arkadaş istanbuldaki bir çok maçında kafkafı yalnız bırakmadık.
hatta işi abarttık izmire dahi gittik. göztepe maçında kapalıydaydık.
yıllar gönül verdiğimiz bu takımı evinde izlemek için.(gerçi henüz gerçek bir stadımız yok ama)
gittik ve çok sevdik o beldeleri. bizi yanıltmadı kafsinkafın insanları ve tribünü. burda yazılanları anlattığımızda inanamayanlar oldu. yemek ısmarlamak isteyenler, misafir etmek isteyenler.

şimdi ise bu koca klüp 100 yılı devirdi.
biz 200ü göremeyeceğiz.
ama 100 görmek gurur verici.

kafsinkaf için dileğim ise hakettiği yerlere gelmesi, endüstriyel futbolun çarklarında kaybolmamasi, yeni şubeler ile genişlemesi.

ve tabi sporda şiddete her daim karşı olduğumuzdan kendisine yakışmayacak kısır döngü içerisinde devam eden,şiddet dolu sidik yarışlarından uzak durmasını temenni ediyorum.

biz elimizden gelen desteği her zaman vermekten geri durmayacağız.

kısacası, karsiyaka tuttuğum değil tutulduğum takimdir.

hem de hiç görmeden önce, yüzlerce kilometre uzaktan.

20121126-041011.jpg

çamlıca camisi hakkında.

(dikkat bu yazıdaki modern kelimesi sıradışı olan,alışılmışısın dışında,estetik kaygı taşıyan,olağandan farklı anlamlarında kullanılmıştır. çağdaş anlamında kullanılmamıştır)

çamlıcaya bir cami yapılması.

cami,cuma,cem,cemaat bunların aynı kelimeden türediğini biliyoruz.

caminin etimolojik kökeninden işe başladık.

islamın ilk mescitleriyle birlikte düşünürsek; cami, şehir hayatı içerisinde, şehir hayatının bir parçası olarak yer alması gereken, maalesef günümüz sosyo-ekonomik koşulları içerisinde camiler özellikle birileri tarafından toplumsal hayatın dışına itilmiş yerler.

hele bir çoğu mimari açıdan yetersiz, plansız, gelişigüzel yapılmış,rant hesaplarına binaen inşa edilmiş , birilerinin geçim kaynağı ve politik ekmek kapısı olmuş, neresinden tutarsan elinde kalan bir toplumsal olgu.

bunlar başka yazıların konusu.

gelelim çamlıcaya.

çamlıca istanbulun yanıbaşındaki TEPESİ.

kayışdağı, aydos gibi tepelerimiz de var. ama onlar “eski” şehirden/boğazdan kopuk ve uzak.

bu anlamda çamlıca, topoğrafik açıdan, boğazın üstündeki doğal amfi tiyatro.

http://www.sehirrehberi.ibb.gov.tr’den eski hava fotoğraflarına bakarsanız yıllar içerisinde özellikle ’74 sonrasında nasıl kentsel talana kurban gittiğini görürsünüz.

neyse.

çamlıcada halihazırda ne var ?

tepenin etrafında yerleşim var tabiki.

40 civarı TV vericisi var.

biraz da boş yeşil alan var.

bu boş yeşil alanı gören bazı büyüklerimiz:

“buraya kudretli bir cami konduralım da,istanbulun büyük kısmından görünsün. ne kadar heybetli yaparsak o kadar iyi.” demiş.

işte her şey böyle başlamış.

çamlıcaya cami yapılabilir. yapılmayabilir.

cami ihtiyaçtır. aynı zamanda değildir.

yani demek istediğim bunlar tartışılır. o haklı/bu haksız demek anlamsız.

herkesin haklı olduğu noktalar vardır.

fakat bu düzende güçlü olan kim ise onun dediği olacak.

cami konusunda sayın Başbakanın aniden 29.05.2012’de “2 ay içinde çamlıca camisine başlıyoruz inşallah” demesiyle ortalık karıştı.

birinci soru: ” sayın Başbakan hangi arada yarışma yaptınız ?”

ikinci soru : ” uzmanlar diyor ki;bir projenin statiktir,dinamiktir,proje yönetimidir,hesaptır kitaptır derken çizilmesi için en az 4 ay lazım. nasıl oluyor da 2 ayda inşaat başlıyor?”

üçüncü soru: “bu birincinin zaten belli olduğu;ikinci için yarışma yapılacağı anlamına mı geliyor?”

bunları kendi kendimize sorarken, zaman ilerledi.

istanbul cami ve eğitim kültür hizmet birimleri yaptırma derneği tarafından “istanbul çamlıca camii proje yarışması” ilan edildi.

sonra da iki hafta önce sonuçlar açıklandı.

yarışmada kimse birinciliğe layık görülmedi.

iki adet ikincilik ödülü verildi.

bunlardan birisi klasik osmanlı-bizans mimarisinin taklidi diğeri ise nispeten daha özgün bir projeydi.

tahmin edin: sizce hangisinin uygulanmasına karar verildi?

klasik osmanlı-bizans mimarisinin “yüksek” esintilerini taşıyan, yedi (6 değil 7) minareli,minarelerinde ve dış duvarında bol bol altın rengi işlemeleri bulunan,bol lale motifli proje dururken diğeri seçilecek değildi.

bunu tahmin etmek çok zor değildi.

ülkemizde kocatepe camisi,maltepe camisi, daha dünün konusu ataşehir-mimar sinan camisi deneyimleri varken, sizce modern bir cami yapmak , hele ki böyle sembol değeri taşıyan bir camiyi modern yapmak mümkün mü?

(kocatepe için hazırlanan fakat sonradan iptal edilen projenin,bugün pakistan denildiğinde akla gelen ilk eserlerden olması bakımından (şah faysal camii) )

AYRICA son yıllarda verimli bir şekilde uygulanan modern cami projelerimiz oldu.

bir kaç örnek verecek olursak, ilk başta üsküdar şakirin camisi neredeyse herkesten geçer not aldı. beğenildi.

meclis camisi, heybeliada camisi, pendik dumankaya camisi, darende abdurrahman erzincani camisi modern mimari ile inşa edilmiş camiler.

(bu arada her modern cami iyidir diye bir şey yok. kelimenin tam anlamıyla SAÇMASAPAN modern cami uygulamaları olduğu da bir gerçek.)

otobüslerin rengini, vapurların tasarımını, trenin tasarımını halkına soran bir belediyemiz var.

Allah razı olsun.

fakat madem bu cami yapılıyor, burada beklediğimiz belki yüzyıllarca orada baki kalacak bir eser için EN AZINDAN HALKA DANIŞILMASIYDI. internet üzerinden OYLAMA YAPILABİLİRDİ.

yapılmadı.

o kadar çok söz var ki bu konuda biz kısaca gelelim sonsöze.

benim KİŞİSEL FİKRİM SORULURSA ;

UYGULANMASINA KARAR VERİLEN proje kötü bir taklitten ileri gitmemektedir. taklit edildiği sultanahmet camisinin estetiğine sahip değildir.ayrıca topoğrafyaya UYGUN DEĞİLDİR. kısaca yapıldığı zaman “kütle” gibi orda duracak. estetikten ve işlevsellikten yoksun olarak.

ben AYL46 rumuzlu projeyi diğerine nazaran çok daha beğendim.

MEVCUT PROJELER ÜZERİNDEN KONUŞURSAK, BEN 2. SEÇİLEN PROJELERDEN UYGULANMAMASI KARARLAŞTIRILAN PROJENİN UYGULANMASINDAN YANAYIM.

topoğrafyaya, sultanahmet replikasından ÇOK DAHA İYİ BİR ŞEKİLDE UYUM SAĞLADIĞINI düşünüyorum.

bunun yanında her bir cephesinden farklı bir görünüm sağlaması, şeffaf alanların yoğunluğu, cephelerde anadolu motiflerinin vurgulanması,iç tasarımındaki SADELİK ve ZARİFLİK, otopark/kongre salonu bakımından daha işlevsel olması,önündeki büyük meydanı gibi özellikleriyle kendisini öne çıkarıyor.

FAKAT BİR EKLEMEM VAR.

BU PROJENİN BİRAZ TADİL EDİLMESİ GEREKLİ KANIMCA.

ÇAMLICAYA YAPILACAK “DEV DEV DEV” TV KULESİ İPTAL EDİLMELİ.

BU CAMİNİN MİNARESİ UZATILMALI VE GENİŞLETİLMELİ.

BÖYLELİKLE HEM MİNARE,HEM TV KULESİ VE HEM DE SEYİR TERASI OLACAK ŞEKİLDE YENİDEN TASARLANMALI.

AKSİ HALDE 350 METRELİK TV KULESİNİN YANINA 7 DEĞİL 17 MİNARE DE DİKSENİZ, O KULENİN YANINDA YETERİNCE GÖRKEMLİ OLMAZLAR.

diyeceklerim bu kadar.

(burda yazılı olanlar benim kendi görüşümdür. kimseyi bağlamaz.)

adı evkur derler, bir dükkan..

dün (pazar) saat 4. öğleden sonra.

güneş marmaranın denizinin ardına devrildi devrilecek.

kapı çaldı.

kim la bu saatte diye delikten baktım.

sivri pabuç,parlak kumaş pantolon üstüne çizgili gömlek.

açtım kapıyı : “buyrun” dedim.

ilk lafı : “bu 17 numara kiracı mı ev sahibi mi?” oldu.

“sen kimi arıyorsun?” dedim.

komşunun adını söyledi.

baktım elinde birtakım kağıtlar. üstünde turuncu “evkur” yazıyor.

-sen kimsin dedim.

-evkurdan geliyürüz. 

sorulara devam etti: “bu şahıs burda mı oturuyor, kiracı mı ev sahibi  mi?”

-“senin bu şekilde soruşturma yapmaya yetkin var mı?” dedim

yine lakayıt bir şekilde: ” var tabi. evkurdan geliyürüz biz. evkur çalışanıyız, yetkimiz var tabi” diyor.

o sırada kan beynime sıçradı.

(sanki emniyet araştırmasına gelmiş polis edasında hareketler yapıyordu dangalak.)

dedim burayı terket yoksa polis çağırıyorum.aldım elime telefonu 155i çevirdim.

“çıkıyor musun?” dedim.

“yok abem çıkmıyorum” diyor.

üstüne yürüdüm.

“aradığın kişinin kapısını çal,yoksa çık git burdan” dedim.

17 numaranın kapısını çaldı.

evde olmadığı görünce telefonla aradı. cevap alamayınca “biz kanundışı bir şey yapmıyoruz,sinirlenmeyin abem” diye gevelemeye başladı.

dedim: “burda artistlik yapma, bu şekilde soruşturma yapamazsın.” sonra koşar adım terketti apartmanımızı.

bunu nasıl yapar diye kendi kendime sinirleniyorum.

TCK’ya açıkça aykırı bu yaptıkları.

nedir ne değildir diye araştırdım.

bu evkurun rahatsız etmediği vatandaş kalmamış.

satış ve pazarlama konusundaki kötü şöhretten hiç bahsetmiyorum bile.

şöyle bir “evkur şikayet” diye aratın google’dan. neler var neler.

okuyuculara tavsiyem , asla bu şirketlere bilgi vermeyiniz. ısrarcı olurlarsa 155ten yardım isteyiniz.

bu şekilde veri toplamaya hakları kesinlikle yoktur.

bu işleri ancak emniyet birimleri yapabilir.

 

 

 

can kardeslerimle büyüdüğümüz semtteyiz şu an şu repliklerle

– yaşanan onca şeye, pay edilen ekmeğe birlikte ilk defa dinlenen şarkılara!
– ceptekini üleştirmeye, başlı kıçlı yatmalara, koridorlarda kurulan hayallere!
– ilk aşklara!
– ilk reddedilişlere!
– salondaki çekyatta yattıgımız eş dost gezmelerine!
– sırf ucuz olsun diye yediğimiz ketçaplı pilavlara la!
– yoklukta içtiğimiz mantarı hep içine düşen şişesinden ucuz şaraplara!
– kaçak binilen trenlere, esnaf lokantalarına!
– görüşmediğimiz arkadaşlara, ayrıldığımız sevgililere!
– alayına isyan değil işte kardeşim, alayının şerefine içiyoruz la!
– hadi!

Fındıklı Mahallesi hakkında bilgiye ihtiyacı olanlar için…

Fındıklı Mahallesi ile ilgili internette gayrimenkul ilanı çok amma , bilgi veren yazı çok az.

Bilmeyenler için biraz tanıtalım istedik.

İşte Fındıklı Mahallesi :

KONUM:

Fındıklı, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda bulunan Maltepe ilçesine bağlı 18 mahalleden biridir. Konum olarak Kenan Evren Kışlasının Kuzeyinde , Yeditepe Üniversitesinin batısında, içerenköyün doğusunda, ataşehir-inönü mahallesinin güneyinde kalır.Mahallenin üst kısmında Yeditepe Üniversitesi, Atatürk arboretumu ve kayışdağı orman tesisleri bulunmaktadır.

Fındıklı Mahallesinin iki adet ticaret faaliyeti yoğun caddesi vardır. Bunlar Atatürk Caddesi ve Hancıoğlu Caddesidir. Bu iki cadde muhtarlık mevkiinden başlar yukarı YEDİTEPE Üniversitesine kadar ulaşır. Bunların dışında Çınar caddesi, Evren Caddesi ve Başıbüyük yolu caddesi önemli aksları oluşturmaktadır.

20121102-134416.jpg

NÜFUS:

Fındıklı’nın nüfusu sürekli artmaktadır. En son 2011 secimlerinde 40000 seçmen olduğu bilgisi var.

(2013 yılı adrese dayualı nufüs kayıt sistemine göre istanbulda 50.000 nüfus sınırını geçen mahallelerden birisi. )

Mahallenin ciddi bir kısmında hala inşaat olduğunu varsayarsak bir kaç sene sonra 65.000-70.000 nufüstan bahsetmek mümkün.

Fındıklıda göç iki türlü. Birincisi klasik göç. istanbula göçenler. İkincisi ise biraz daha farklı olan istanbul içi göç. Bunun sebebi imar faaliyetleri. Fındıklı mahallesinin nüfusunun büyük bir kısmı önceden başka semtlerde oturan, sonradan fındıklıya göçen vatandaşlar. kimisi ev alıp göçüyor. kimisi kiraların ucuzluğundan.

Gariptir son senelerde yine kira ucuzluğundan yabancıların ilgilendiği bir mahalle oldu. Afrikalı,Rus,Gürcü,Filipinli kimselere rastlayabiliyorsunuz.

Fındıklının halkı ise her bölgeden ve mezhepten diyebilirim.Örneğin Trabzonlu ya da Sivaslı vatandaşların çoğunlukta olduğu bir yer değil. Her şehirden insanlar var.

Mahallede pek kavga dövüş olmasa da adli vakıalarla sık sık karşılaşılıyor, Google’a yazmak yeterli.

YAPILAŞMA:

Bir kaç sene önce Fındıklı Mahallesi imara açılmış ve yoğun inşaat faaliyetleri başlamıştır.
Genelde yeni yapılan binalar çok yüksek değil. bitişik nizam olarak yapılmıyor.

Fakat bunun haricinde bir de 1999 depremi öncesi yapılan eski yapılar da mevcut.
bunlar genelde 10 kat civarı binalar. Atatürk caddesi civarında bitişik nizam eski yapılara rastlamak mümkün.

Fındıklı Mahallesi yapıları genelde güneş gören ve hava alan yapılar.Ayrıca ortalama 130 metre rakım olduğu için havası son derece temiz.Yaz kış rüzgar almakta. Ayrıca belirli noktalardan seyredilesi İstanbul manzaraları var.

Fındıklının bu kadar kalabalıklaşmasının bir diğer nedeni emlak fiyatlarının içerenköy ve inönü mahallesinden daha uygun olmasıdır. Hem yeni bina,hem de bu kadar ucuz diye insanlar aldanıyor. Müteahhitlerin bırakıp kaçtığı bir çok bina var. Yapı projesi ile inşaat bittiği zaman ortaya çıkan ev arasında büyük farklar oluyor. Teslim tarihleri hep erteleniyor.

ALTYAPI:

Fındıklı mahallesi genel olarak altyapı problemleri yaşayan bir mahalledir.Bir çok yerde yollar bozuk ve kaldırımlar yetersizdir. Parklar ve yeşil alanlar yetersizdir.

Fındıklının sokakları dik yokuşlardan oluşmakta. Yollar ve sokaklar bakımsız. kaldırımlar delik deşik.Ana caddelerde kaldırım esnafın işgali altında. Atatürk caddesinde 3 ayrı yerde eğim %10’dan fazladır tabelası var.

İmar planında yol-sokak gözüken yerlere bina yapılmış, hâlâ da yapılıyor.
Bir sokaktan üst sokağa geçmek için 500 metre yokuş inip çıkmanız gereken sokaklar var. Palmiye Caddesi ile Ataman Sokak arasında kalan bölgedeki sokakların hepsi bu şekilde. Hancıoğlu caddesiyle Atatürk caddesini bağlayan bir geçit için belediye ile defalarca görüşüldü. İmzalar toplandı verildi. Karşılığında vaadlerde bulunuldu. Yapılan bir şey yok hala.

( Yalçın sokak ile ışık sokak, ışık sokak-serin sokak arasındaki kısımlar güç bela tamamlandı. gerisi hala yok.)

Maalesef Fındıklıda belediye hizmetleri son derece zayıf. Kaldırımlar delik deşik. sokaklar çöplük. yollar mayın tarlası gibi. her yağmurda çamur deryası. En ufak bir yağmurda asfaltlar çöküyor. Youtube’da videoları var inanmayan inceleyebilir. Maltepe’nin üvey evladı Fındıklı maalesef.

Fındıklıda elektrik ve telefon hattı yer üstünden gidiyor. Yer altına alınması için henüz bir çalışma yok. Mesela bizim sokakta eskiden arsa olan yere dikilen elektrik direkleri yapılaşma sonucu yolun ortasında kalmış. ne ayedaş ne ibb ne de Maltepe Belediyesi ilgilendi. Hala yolun ortasında duruyor direk.

SOSYAL DONATI ALANLARI:

Başıbüyük yolundaki orman tesisleri bu mahallenin en büyük şansıydı bence. İlk taşındığımız yıllarda ormanda yürüyüşler yapardık. 250 metre rakıma kadar çıkar inanılmaz manzarayı izlerdik.

Fakat orada bir tesisleşme hareketi başladı. içine halısaha, binicilik bölümü,piknik alanı,nargile kafe tarzı şeyler yapıldı.

Bu tip yerler kendine hitap eden insanlar için çekici gelebilecek mekanlar olabilir fakat ben ormanda yürüyüş yaptığımız buz gibi kayışdağı sularını içtiğimiz zamanki halini tercih ederim.

Atatürk caddesinde postane ve banka var. Ayrıca ataman sokak durağına da dominos pizza açıldı.

Atatürk caddesinde ve Hancıoğlu caddesinde aradığınız bir çok şeyi bulabilirsiniz.

Kahvehane bakımından zengin Fındıklı. onun dışında pek bir sosyalleşme alanı yok.

TOPLU TAŞIMA – YOL – TRAFİK:

Fındıklı mahallesinin üç adet otobüs hattı vardır. 16F (üsküdar),19F(kadıköy) ve 133F(cevizli). İki adet minibüs hattı mevcuttur.Bunlar Maltepe minibüsleri ve Küçükyalı minibüsleridir.

(2014 editi : Yılbaşından beri 19FK ve 19FB numaralı otobüslerde işlemeye başladı.)

19FK ayrılıkçeşmesi marmaray-fındıklı bağlantısını sağlıyor. 19FB ise küçükyalı-bostancı fındıklı arasında çalışıyor.

Toplu Taşıma ile ortalama 20-25 dakikada kozyatağı beyazevlere, 15 dakikada bostancı sapağına, 30 dakikada maltepe merkeze ulaşmak mümkün olmaktadır.

Toplu taşıması da yetersiz ve her saat kalabalık. 16f yarım saatte bir geçer.
hele 19f akşam sabah tıklım tıklım. sabah 5 dakika sefer aralığı olsa da bu böyle maalesef. bazı sabahlar metrobüsten beter 19f. metrobüsün yolu düz en azından.

Diyeceksiniz ki minibüse bin. Sanmayın ki minibüsler kalabalık konusunda aşağı kalır otobüslerden. Bir de işin ekonomik boyutu var.

Otobüsler bir de yetmezmiş gibi bütün içerenköyü dolaşıyor, maşallah.

1 senedir fsm hastanesi evren sitesi arasında kazı yapıldığı için , özellikle metronun açılmasından sonra , otobüsler FSM hastanesinin yanından inmiyor. Bostancı köprüsünü dolaşıyor. E5’e de Bostancı köprüsünden katılıyor.(normalde FSM hastanesi yanından e5’e dahil oluyorken)
bu da yaklaşık sabah trafiğinde 5-10 dakika yolu uzatıyor.

Fındıklı otobüsleri için en iyi güzergah Fındıklı muhtarlıktan sonra , içerenkoy başıbüyük caddesinden, direk içerenköy muhtarlığa çıkması. oradan içerenköy özyurt sokak , atiye Hanim sokak ve ardından Üsküdar içerenköy yolundan beyazevler durağından e5 karayoluna bağlanması.

16f buradan E-5’i izleyerek Üsküdar’a,19f ise yüzbeşevlerden sonra minibüs yolundan Kadıköy’e devam edebilir.

Şu anki güzergah ile tavsiye ettiğim güzergah arasında 1500 metre fark var. Bu da her sabah bize 10 dakika daha az yol gitmeyi sağlar. 10*26 = 260 dakika hayatımdan tasarruf oluyor. ama tabi bu belediyenin umrunda mı?

şu an ki haliyle Kadıköy iskeleden ortalama 1 saat , haremden ise 50 dakika sürüyor Fındıklı’ya gelmek. Üsküdar ise sahildeki yoğunluğa göre değişiyor.

Son 5-6 yıldaki nüfus artışı sonucu özellikle muhtarlık mevkiinde yoğun trafik oluşmaktadır. sabah ve aksam tam bir keşmekeş. Muhtarlık mevkiinde 6 tane işlek yol buluşuyor. ne bir kavşak ne de bir ışık mevcut. araçlar kontrolsüz bir şekilde dalıyorlar yola. 20121106-220132.jpg

Bu konuyla ilgili ibb ve Maltepe belediyesine başvurduk , yapıyoruz dediler.yaptıkları yalnızca göbeğin taşlarını değiştirmek oldu.

Ha bu arada, Fındıklı’nın asıl problemi yol. Evet bu mahallenin içerenköy guvenlik mevkiinden gelen tek gidiş tek geliş bir yolu var. bu yol trafik akışı bakımından tehlikeli. pasabahce bloklarindan sonra iki yanında yaya yolu olmayan bir yol. iki otobüs yanyana zor gidiyor.

Bir de, yol demeye şahit lazım, ALANALDI caddesinden gelip içerenkoy PINAR sokaktan dereye inen, iki aracın yanyana zor geçtiği rezil yol var. çamasirderesi yolu.
16f ve kucukyali minibüsleri burdan gidiyor. gercekten rezalet .

E5 karayoluna inmek için basibuyuk yolunu kullanabilirsiniz fakat buradan e5 inmek yarım saat sürüyor .e5 e katıldığınız noktadan ise (aydinevler kavsagindan daha once) trafikte kozyatagina gelmek yarım saat sürüyor.

Sözde ibb’nin dediğine göre ‘d100 karayolu ile Fındıklı Mahallesi arasında bağlantı yolu yapilmasi işi’ gecen sene ihaleye çıkacaktı.

Hala bir ilerleme yok.

OKUL-EĞİTİM-İBADETHANE:

Fındıklıda 2 adet ilköğretim okulu bulunmaktadır. Üçüncüsünün inşaatına bu sene başlanacaktır. Ataman caddesinde özel anaokulu var. Atatürk caddesinde bir adet sürücü kursu var. Belediyenin de Cumhuriyet evi var. Burada kurslar düzenleniyor. Hancıoğlunda bir adet spor salonu var.

Muhtarlığa yapılan Mustafa Zengin ilköğretim okulu imam-hatip lisesine çevrildi.

Fındıklıda 3 tane cami var,bazı sokaklarda mescitler var. Cemevi bildiğim kadarıyla yok. İçerenköy muhtarlıkta bir kaç ay önce yeni,büyük ve güzel bir cemevi açıldı.

SAĞLIK :

Hancıoğlu ve Atatürk caddelerine yakın bir çok eczane var. başıbüyük yolunda aile sağlığı merkezi var. ikincisi ise petrol sokakta yapılıyor. Atatürk caddesinde özel sağlık kabini mevcut.

KONUT PROJELERİ :

yakınında yapılan büyük konut projeleri, bu mahalledeki konut fiyatlarını yakından etkilemektedir. örneğin emay inşaatın yaptıgı kent plus gibi. orada daireler çok yüksek fiyatlara alınıp satılmaktadır. son kalan 3+1 600.000 TL ye satılmış galiba. Bu rakamlar başka yerlere göre basit kalsa da Fındıklı için büyük rakamlar.

Ayrıca İETT BLOKLARInın yıkılıp yerine 25 katlı 3 BLOK dikilecek diyorlar. dedikodu mu gerçek mi bilmiyorum.

Bir söylenti de Kenan Evren Kışlasının gidip yerine AĞAOĞLU VE TOKİ’nin konut projeleri yapacağı şeklinde. Evini satılığa çıkarıp bu söylentiler yüzünden satmaktan vazgeçen komşular var.

YÖNETİM:

Mahallenin Muhtarı Yaşar Kaygusuz,dediklerine göre 15 senedir muhtar. (2014 seçimlerinde de seçildi.)

Muhtar Bey ttnet için abone kaydı da yapıyor. imam hatip kayıtları ile de ilgileniyor.

Belediye başkanı Mustafa Zengin.eski Süreyyapaşa hastanesi başhekimi.

(2014 seçimlerinde belediye yine CHP’de kaldı. Yeni belediye başkanı Ali Kılıç. E-5’in altıyla iyi ilgileniyor ama henüz fındıklı için ciddi bir hizmetini göremedik.Kendisine attığım maillere dahi dönmedi zahmet edip.)
CHP’li bir belediyemiz var. Halkın büyük kesimi şikayetçi bir dahaki seçimde parti AKP’ye vereceğiz oylarımızı diyorlar. bakalım nasıl olacak.

(Bu dediğim de doğru çıktı fındıklıda bedeliye seçimlerinde AKP%60-65 bandında oy aldı. Aynı şekilde CB seçimlerinde de.)

 

SONUÇ:

Fındıklıdaki olumsuzlukları değiştirmek için elimden geldiğince belediyelere ve kurumlara (iski,iett,ayedas gibi) başvurdum. Hâlâ da vuruyorum. Başvurulara karşın o kadar az sonuç aldım ki, artık yoruldum. BIKTIM.

Benim gibi hergün Avrupa yakasına gelip gidenlere asla tavsiye etmem.

Fındıklı’ya taşınacaklar iyi düşünün. asla evi görmeden almayın. İnşaat bitmeden ve tapuyu almadan parayı teslim etmeyin.

bir de bu mahalle ATAŞEHİR’e bağlansa gerçekten her bakımdan daha iyi olur. Doğal sınırları bunu gerektiriyor. Haritadan bile anlaşılıyor ki FINDIKLI MALTEPEDEN UZAK VE KOPUK.

Ben ise ilk fırsatta evi satıp bu mahalleden taşınmak istiyorum.

Saygılarımla.

MAHALLEYE AİT BİR KAÇ GÖRSEL:

20121106-220242.jpg

20121106-220301.jpg

20121106-220321.jpg

20121106-220356.jpg

20121106-224533.jpg

20121106-224555.jpg

20121106-224627.jpg

***Fındıklıdan taşındım,ayda 2-3 sefer uğruyorum. Mahalledeki gelişmeleri yorum olarak atarsanız yazıyı güncel tutabiliriz.***

100 yaşını dolduran Karşıyaka Spor Klübümüzün yeni yaşını kutlamak için arkadaşlarla bu marşı yazdık

(hos gelisler ola marsinin melodisiyle)

izmirin karşısı
Karşıyaka çarşısı
alemin kralı
yeşil ile kırmizi

kaf-kaf-kaf
kafsinkaf
kafsinkaf
haydi kafsinkaf
şanlı kafsinkaf
saldır kafsinkaf

yeşil için
kırmızı için
semtin için
saldır kafsinkaf

sahilde meşelaler
güneş gibi parlıyor
carşıda taraftarın
bayrak açmış bekliyor

kaf-kaf-kaf
kafsinkaf
kafsinkaf
haydi kafsinkaf
şanlı kafsinkaf
saldır kafsinkaf

yeşil için
kırmızı için
semtin için
saldır kafsinkaf

askına yok tarif
alemi çılgın eder
karsiyaka bayrağı
semalarda yüzer

kaf-kaf-kaf
kafsinkaf
kafsinkaf
haydi kafsinkaf
şanlı kafsinkaf
saldır kafsinkaf

yeşil için
kırmızı için
semtin için
saldır kafsinkaf

20121101-010031.jpg