eski bir iühf’li

geçen hafta bir avukat bey teşrif etti ofise.

beyefendi 80 yaşlarında, Şişli avukatlarından, yıllarca sadece ceza hukuku üzerine çalışmış bir kimse.

baro sicil numarası 4 haneli.
siz anlayınız kıdemini.

o kadar ki ruhsatnamesi adalet bakanlığınca tanzim edilmiş.

karlı bir istanbul günü üstü başı karla kaplanmış bir şekilde girdi kapıdan.

fotör şapkasını çıkarttı ilkin.
sonra uzun paltosunu.

koltuklardan birine yığıldı. yorgundu.

ne içersiniz? dedim.
“çay” dedi.

zaten hazır demlenmiş bekliyordu.
demli bir çay koydum.

adımı sordu.

yaşımı.

(ellerini kollarını sallayarak konuşuyor, konuşurken birden yükselip alçalan tonlamalar. hakikaten bir hoca havası yoğun…)

kaçtasın falan fişman derken keyfiyeti kendisine arz ettik.
(3 ders kaldı vs.)

genel hukuk ilkelerinden, ve alanı ceza hukukundan bir iki sual sordu.

cevapladım.

çok iyi öğrenci olduğumdan değil, sualler kolaydı.

hoşuna gitti.

ben dedi, bunca senedir onlarca genci yetiştirdim.

mesleğimin herşeyini öğrettim.

bir tek şeyi öğretemedim çocuklara. mesleğini sevmek.

o fakültedeki aşağılık böcekler çocukların bütün heyecanlarını, mesleki heveslerini buruşturup çöpe atıyorlar dedi.

o kibar adamin ağzından böyle bir cümle duymak beni şaşırtıyor.

ben aşağılık böcekler derken kimden bahsediyor diye düşünürken misafirimiz devam ediyor.

(bu sırada dışarısı kar boran, vapur seferleri iptal edilmiş …)

bu aşağılıklar yüzünden sonra çocuklar hukuk mesleğini yalnızca para için icra eder hâle geliyorlar.

kendi haklarını dâhi müdafaa edemez hâle geliyorlar dedi.

* * *
başladı anlatmaya.

ben dedi 16 yaşında başladım fakülteye.
yirmi yaşında idim mezun olduğumda.

ikinci sınıfta bir dersten,sonuçlar açıklandı, 49 alıp kalmışım. bütün derslerim fevkalade. hiç takıntım yok alttan.

bir asistan var,kağıtları okur. gittim odasına, kapıyı çaldım girdim içeri.

daha merhaba demeden tersledi beni.
ne var neye geldin diye.

benim tepem attı ama bir şey diyemedim.

hocam dedim “bu kağıdı tarttınız mı?”

hoca afalladı.

ne tartması deyince, dedim, tartmışsıniz anlaşılan ve tartınız hassas olacak ki 49 verip bırakmışsınız dedim.

böyle söyleyince beni odasından kovmaya çalıştı. ben de direndim . hoca olabilirsin ama önce insan gibi konuşun benimle diye.

sonra 3 sene geçemedik o dersten dedi.
taki son seneye kadar.

son sene tüm sınavlar bitti.
bir çok ders açıklandı .

son günlerden birinde okula gidiyorum, bu asistanı gördüm. profesörler evinin oradan bana bağırdı “gözün aydin” diye.

o gün bu asistanın dersi de açıklandı .

50 vermiş.

fakat ben biliyorum o kağıt o nottan fazlasını hakediyor.

çıktım okuldan yürüyerek kumkapıya gidiyorum.

(idare mahkemesi o zamanlar kumkapidadir.. y.n. )

gittim kumkapıya.
merhaba merhaba.
derken durumu anlattım.

güzel bir dilekçe hazırladım.

…imtihan sonucu kağıdıma verilmesi lazım gelen puanın verilmediği, bu sebepten imtihan neticesine itiraz etmek üzere huzurunuzda görülecek davanın açılması mecburiyetinin hasıl olduğu, imtihan kağıdımın bağımsız hocalar tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından tekrar degerlendirilmesi talebiyle …

aradan bir zaman geçti.

Dava sonuçlandı.
50lik kağıt oldu 97.

ben de mezun oldum.
yarım asır oldu bu mesleği icra ediyorum.

aradan yillar gecti.

bir gün mudafiisi olduğum bir kişiyi Beyoğlu Emniyeti’ne almışlar. apar topar tarlabaşindaki binaya gittim.

kapıda da bir adam gördüm.
tanıdığım birisi ama çıkartamıyorum. adam sakallı üstü başı pasaklı bir adam.

o zaman Beyoğlu emniyet müdürü benim donem arkadaşım.

içeri girdim işlerimi hallettim.
sonra dönem arkadaşımın yanına çıktım.
hoşbeş derken arkadasım sordu “kapidakini tanıdın mı?”

tanidik geldi ama hatirlayamadim dedim.

arkadaşım kendi sorusunu kendi cevapladı.

asistandı bizim dönemde.

hatırladım.
ne isi var burda dedim.

meğersem bu bizim
asistanı bir meseleden fakülteden kovmuşlar.
bu da bir düzen tutturmamış.
emniyet müdürlüğüne getirilenlerin dilekçelerini yazar yolunu
bulurmuş.

* * *
aradan yıllar geçti. kaç düzine insanı hapisten kurtardım.

sonra sorbonne’a gittim.
orada buradan daha kolay okudum.

çünkü temel bir fark var.

orada imtihanlar talebeleri geçirmek için yapılır.
biz de ise imtihan talebeyi bırakmak için yapılır.

maalesef fakultede oraya kadar gelebilmiş insanlara aptal
muamelesi yapılır. bu yıllardır böyledir.

bu mesleği yapan insanların içinde önce adalet duygusu olmalı.

adalet duygusu eksik insan ne iyi bir hakim
olabilir ne de iyi bir hoca olabilir dedi.

mesleğinde yarım asırı coktan gecmis bu avukat beyin sözleri birilerinin kulağına küpe olsun dileriz.

Reklamlar

One thought on “eski bir iühf’li

  1. Bir iühf öğrencisi olarak bazı şeylerin değişmediğini ve hiç değişemeyceğini bilmek insanın sadece meslegine değil hayata olan şevkini kırıyor. Elbette ölçücü, bölümün ağırlığının ve öneminin gerektirdiği şekilde zor sınavlarda olmalı; ama şu tartma meselesi ve benim hocalarım beni ezdi ben de seni ezerim mantığı çok acı. Yazı için ellerine sağlık bu arada 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s