sayın adalet bakanlığı teşkilatı

lafı dolandırmadan içimden geçenleri yazıyorum.

icra iflas kanununda birtakım değişikliklere gittiniz.

bravo.

teknolojik,hızlı,güvenli işleyiş amacıyla bunları yaptınız.

tabi birde dairelerdeki para alışverişini olabildiğince azaltmak için yaptınız.

tıpkı bir kaç sene önce UYAP sistemine geçtiğimiz gibi.

giderek alıştık uyapa.

ama bu sefer başka.

peki size soruyorum.

noldu şimdi?

noldu?

gördünüz mü?

ben size sıra var dedim dedim inanmadınız.

adliyelerde çalışmak,özellikle icra dairelerinde iş yapmak ve dava açmak, bu kadar zorlaştırılabilirdi.

tebrikler.

çağlayan açılalı 20 ay oldu.

icra dairelerinin sultanahmetten pek farkı kalmadı şimdiden.

20 ayda dairelerin çoğu pert.

koridorlara taşmaya başladı artık daireler.

bu daireler küçük dendiğinde kulak asmadınız.

kalabalık.düzensiz.sıkış tıkış.

 

genel temizlik iyi. fakat tuvaletlerde inanılmaz koku. kokuyu tarif edemiyorum.

 

neyse gelelim icra iflas kanunu değişikliği sonucu meydana gelen sıkıntıya.

bugün bir takip açıp, harç yatırıp, sadece bir adetcik tebligat çıkartmayı başaramadım.

hemi de ilamlı takip. kapı gibi yargıtay ilamı var elimde.

önce dairede sıra bekle.

müdür bey imzalasın.

sonra memurun başında sıra bekle.

takibi uyapa kayıt etsin.

kaşeleri bas.

ocakta ilk üç haftada icra dosya numarası 3000e gelmiş.

(sene sonu 40000’i rahat bulur)

harç için bankaya git.

vakıfbanktan kart al.

saatlerce sıra bekle.

harcı yatır.

tekrar daireye gel.

harç kapandı makbuz kesemiyoruz desinler.

(şimdi iki iş olmadı mı bu?)

harç yatmadığı için tebligatı çıkarmasınlar.

yarın bir daha git.

başka işimiz yok değil mi sayın bakanlık?

 

sizin icra dairelerinde savaş açacağınız paralar harçlar ve tebligat ücretleri olmamalı.

bunlar zaten belli ücretler.

sizin üstüne gideceğiniz ücretler sözgelimi 150c şerhinin fekki için el altından istenen 1000likler, dairede tebligatın yapılması için el altından verilen 100lükler.

siz daha 15 lira tebligat parasını vakıfbanka yatırmaya mecbur edin bizi.

rüşvet son buldu mu ?

HAYIR.

meslekte ne itibar kaldı ne de saygınlık.

elinize sağlık sayın adalet bakanlığı.

Görsel

Reklamlar

eski bir iühf’li

geçen hafta bir avukat bey teşrif etti ofise.

beyefendi 80 yaşlarında, Şişli avukatlarından, yıllarca sadece ceza hukuku üzerine çalışmış bir kimse.

baro sicil numarası 4 haneli.
siz anlayınız kıdemini.

o kadar ki ruhsatnamesi adalet bakanlığınca tanzim edilmiş.

karlı bir istanbul günü üstü başı karla kaplanmış bir şekilde girdi kapıdan.

fotör şapkasını çıkarttı ilkin.
sonra uzun paltosunu.

koltuklardan birine yığıldı. yorgundu.

ne içersiniz? dedim.
“çay” dedi.

zaten hazır demlenmiş bekliyordu.
demli bir çay koydum.

adımı sordu.

yaşımı.

(ellerini kollarını sallayarak konuşuyor, konuşurken birden yükselip alçalan tonlamalar. hakikaten bir hoca havası yoğun…)

kaçtasın falan fişman derken keyfiyeti kendisine arz ettik.
(3 ders kaldı vs.)

genel hukuk ilkelerinden, ve alanı ceza hukukundan bir iki sual sordu.

cevapladım.

çok iyi öğrenci olduğumdan değil, sualler kolaydı.

hoşuna gitti.

ben dedi, bunca senedir onlarca genci yetiştirdim.

mesleğimin herşeyini öğrettim.

bir tek şeyi öğretemedim çocuklara. mesleğini sevmek.

o fakültedeki aşağılık böcekler çocukların bütün heyecanlarını, mesleki heveslerini buruşturup çöpe atıyorlar dedi.

o kibar adamin ağzından böyle bir cümle duymak beni şaşırtıyor.

ben aşağılık böcekler derken kimden bahsediyor diye düşünürken misafirimiz devam ediyor.

(bu sırada dışarısı kar boran, vapur seferleri iptal edilmiş …)

bu aşağılıklar yüzünden sonra çocuklar hukuk mesleğini yalnızca para için icra eder hâle geliyorlar.

kendi haklarını dâhi müdafaa edemez hâle geliyorlar dedi.

* * *
başladı anlatmaya.

ben dedi 16 yaşında başladım fakülteye.
yirmi yaşında idim mezun olduğumda.

ikinci sınıfta bir dersten,sonuçlar açıklandı, 49 alıp kalmışım. bütün derslerim fevkalade. hiç takıntım yok alttan.

bir asistan var,kağıtları okur. gittim odasına, kapıyı çaldım girdim içeri.

daha merhaba demeden tersledi beni.
ne var neye geldin diye.

benim tepem attı ama bir şey diyemedim.

hocam dedim “bu kağıdı tarttınız mı?”

hoca afalladı.

ne tartması deyince, dedim, tartmışsıniz anlaşılan ve tartınız hassas olacak ki 49 verip bırakmışsınız dedim.

böyle söyleyince beni odasından kovmaya çalıştı. ben de direndim . hoca olabilirsin ama önce insan gibi konuşun benimle diye.

sonra 3 sene geçemedik o dersten dedi.
taki son seneye kadar.

son sene tüm sınavlar bitti.
bir çok ders açıklandı .

son günlerden birinde okula gidiyorum, bu asistanı gördüm. profesörler evinin oradan bana bağırdı “gözün aydin” diye.

o gün bu asistanın dersi de açıklandı .

50 vermiş.

fakat ben biliyorum o kağıt o nottan fazlasını hakediyor.

çıktım okuldan yürüyerek kumkapıya gidiyorum.

(idare mahkemesi o zamanlar kumkapidadir.. y.n. )

gittim kumkapıya.
merhaba merhaba.
derken durumu anlattım.

güzel bir dilekçe hazırladım.

…imtihan sonucu kağıdıma verilmesi lazım gelen puanın verilmediği, bu sebepten imtihan neticesine itiraz etmek üzere huzurunuzda görülecek davanın açılması mecburiyetinin hasıl olduğu, imtihan kağıdımın bağımsız hocalar tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından tekrar degerlendirilmesi talebiyle …

aradan bir zaman geçti.

Dava sonuçlandı.
50lik kağıt oldu 97.

ben de mezun oldum.
yarım asır oldu bu mesleği icra ediyorum.

aradan yillar gecti.

bir gün mudafiisi olduğum bir kişiyi Beyoğlu Emniyeti’ne almışlar. apar topar tarlabaşindaki binaya gittim.

kapıda da bir adam gördüm.
tanıdığım birisi ama çıkartamıyorum. adam sakallı üstü başı pasaklı bir adam.

o zaman Beyoğlu emniyet müdürü benim donem arkadaşım.

içeri girdim işlerimi hallettim.
sonra dönem arkadaşımın yanına çıktım.
hoşbeş derken arkadasım sordu “kapidakini tanıdın mı?”

tanidik geldi ama hatirlayamadim dedim.

arkadaşım kendi sorusunu kendi cevapladı.

asistandı bizim dönemde.

hatırladım.
ne isi var burda dedim.

meğersem bu bizim
asistanı bir meseleden fakülteden kovmuşlar.
bu da bir düzen tutturmamış.
emniyet müdürlüğüne getirilenlerin dilekçelerini yazar yolunu
bulurmuş.

* * *
aradan yıllar geçti. kaç düzine insanı hapisten kurtardım.

sonra sorbonne’a gittim.
orada buradan daha kolay okudum.

çünkü temel bir fark var.

orada imtihanlar talebeleri geçirmek için yapılır.
biz de ise imtihan talebeyi bırakmak için yapılır.

maalesef fakultede oraya kadar gelebilmiş insanlara aptal
muamelesi yapılır. bu yıllardır böyledir.

bu mesleği yapan insanların içinde önce adalet duygusu olmalı.

adalet duygusu eksik insan ne iyi bir hakim
olabilir ne de iyi bir hoca olabilir dedi.

mesleğinde yarım asırı coktan gecmis bu avukat beyin sözleri birilerinin kulağına küpe olsun dileriz.

konuğunun adını bilmeyen programcı.

Resim

20130111-013232.jpg

kamuoyunun ekmek teknesi dizisindeki kirli olarak tanidiği kadir ç. birkaç zamandır trt’de program yapmaya başladı.

cuma akşamı reytinginden pay almak isteyen TRT, Beyazıt Öztürke rakip olarak bu programı başlattı.

geçen programlardan birinde konuğu l&m oyuncuları idi.
hepsi orada. fakat bir tek mecnun adıyla bildiğimiz ali atay yok.

program içinde sohbet esnasında sunucu kadir ç., Ali Atayin adını Ali “Altay” olarak anons etti.
onu da önündeki karttan okudu.
yoksa mecnun sanıyordur büyük ihtimalle ali atayın adını.
trajikomik.
ben de bunun üzerine söyle bir şey yaptım.

ali atay futbol klübü.

kireçburnu-2010

* * *

altay demişken,

futbol takımlarını,spor klüplerini,camiaları bilenler bilir.

altay trabzondan bile daha cok süper ligde oynayan bir takımdır. amatöre de düşse gerçek bir değerdir.

bu KÖKSÜZ ülkede kökü olan bir kac camiadan biridir.

98 yaşını 5 gün sonra bitirecek Altay hiç kimsenin pilot takımı olmamalıdır!

saygılarımla .

iühf ne zaman anlayacak ?

bir üniversite duşunun 5000den fazla öğretim uyesi olan.

bir üniversite duşunun 80000 öğrencisi olan.

bir fakülte düşünün öğrenci sayısı 8000’e dayanmış.

bu fakülte o kadar kalabalık ki, günde 3 posta öğretim veriliyor.

Sabahçı / öğlenci / ikinci öğretim olmak üzere !

sabah 8.15 / akşam 9 arası durmaksızın ders veriliyor!

burasi ikinci Abdülhamid zamanınında kurulmuş, şimdi 133 yaşında olan, mekteb-i hukuk.

yani günümüzdeki adiyla istanbul Üniversitesi hukuk fakültesi.

bu sıralarda fakültede yıllık derslerin vize sınavı, dönemlik derslerin final sınavları yapılıyor.

gercekten sınav takvimi gayet makul olmuş.

tabii eğer alttan hiç dersiniz yoksa.

fakat bizim okulda alttan dersi olmayan(birden fazla yıla ait dersi olmayan, yalnızca tek yıla ait dersleri olan) kaç öğrenci var?

yüzde 5 belki.

özellikle peşpeşe sistem değişikliklerinin ardından “14-15 yıllık dersten sorumlu” öğrenci sayısı büyük artış gösterdi.

arkadaşların halini gördükçe üzülüyorum.

çakışan dersleri yüzünden paramparça bir halde rapor peşinde koşturuyor herkes.

bu marifet değil fakat sınav takvimini rahatlatmak üzere insanlar bu yola başvuruyor.

ilerde adalet bekleyeceğiniz insanları sahtekârca davranmaya itiyorsunuz sayın yök,sayın iü,sayın iuhf.

özellikle bu sene vize sınavlarının geçen seneye nazaran 1 ay erkene alınması bu karmaşayı arttırmış gibi gözüküyor.

tabi bütün bunların en temel sebebi “fakültenin metrobüsten daha kalabalık olması”.

bu fakülte aşırı kapasite ile hareket etmeye çalışıyor. olmuyor.

herkes şikayetçi.

öğrenciler , asistanlar , hocalar.

nufüsun azaltılması lazım.

bu okul senede 400 öğrenciden fazla almamalıdır.

İÜHF NE ZAMAN ANLAYACAK?

BU KALABALIK İÜHF’yi PAÇAVRA HALİNE GETİRİYOR!

NOT:
(ben zamanında ilk yüzde girdim okula, bu sene sadece 3 dersim var.)

20130103-234014.jpg