Yaz

Sabah.

Oda güneşle dolmuş, tatlı bir esinti seni gıdıklıyor. Uyanıyorsun. Perde rüzgarla birlikte odanın içinde süzülüyor.

Üstündeki ince pikeyi yavaşça atıyorsun üstünden.

Kalkıyorsun.

Elini yüzünü yıkıyorsun. Geceden için dolmuş, bir güzel boşaltıyorsun.

Saat 07.50. Evdeki herkes tatlı bir uykunun kucağında.

Deniz şortunu giyiyorsun, ince bir tişört üstüne. Plaj havlunu, kitabını ve bir kaç lira bozuk parayı alıp çıkıyorsun evden.

Sokakta yürüyorsun. Şap şap ses çıkarıyor terliklerin.

Günaydın diyorsun uyanıklara, bir kaç bebek ağlaması duyuluyor açık pencerelerden.

Kumsala iniyorsun, erkenci üç beş kişi var. Havluyu serip terlikleri tişörtü kitabını ve paraları müsait bir yere koyuyorsun.

Yavaş yavaş denize yürüyorsun. Hayatın kaynağı su ya hani, suyla bütünleşir gibi, arınır gibi.

Su pürüzsüz. Esintiden arada bir kıpırdanıyor. Kendini bırakıyorsun suya denizi rahatsız etmekten çekinir gibi usul usul.

Su canlandırıyor seni. Uyanıyor tüm hücrelerin. Rahatla diyor sana sakinleş. Benim kucağımdasın. Günaydın ey insan bugün de hayattasın.

Plajdaki üç beş kişi bir nokta gibi kalana kadar açılıyorsun. Dönüp biraz açığında durduğun kara parçasını izliyorsun.

Yüzmek insanı yorar. Miden gurulduyor. Acıktığını hissediyorsun.

Gerisingeri yüzmeye başlıyorsun kumsala. Kumsalın kumları ısınmış sen içerdeyken.

Rüzgar ince ama ıslakken ürpermene yetiyor. Yürüyüp havluna sarılıyorsun. Güneşten ısınmış. Sıcacık sarıyor seni.

Arkadaki çay bahçesinden tost kokusu geliyor. Tereyağı ve sucuğun iştah kabartan kokusu.

Tişörtü giyiyorsun. Bir kaç lira bozuk paranı alıp terliklerle şap şap yürüyerek çay bahçesine giriyorsun.

Denize doğru bir masaya oturuyorsun. Kitabı almadığın için hayıflanıyorsun. Çünkü Manzara çok güzel.

Daha ilkokul çocuğu olduğu her halinden belli gürbüz bir tosuncuk yaklaşıyor masana.

“Hoşgeldiniz. Ne alırsınız?” diyor.

“Bi’ karışık tost bir de çay.” diyorsun.

Beş dakika sonra tost ve çay geliyor. Tost gelmeden kokusu geliyor zaten.

Bir güzel mideye indiriyorsun. Bozuk paraları yanakları elma küçük delikanlının ellerine bırakıyorsun.

Paraları sayıyor delikanlı.

Sarı lirayı uzatıp “Abi bu fazla.” diyor. Göz kırkıp başını okşuyorsun. Tebessüm ile karşılık veriyor.

Şap şap. Tekrar kumsala gidiyorsun.

Tişörtü çıkarıp uzanıyorsun. Biraz güneşlenmek lazım. Hay Allah gözlüğünü unutmuşsun. Mecburen sırt üstü Yatıp kitabını okumaya başlıyorsun.

Kitap 100 yıl öncesini anlatıyor. Tarihi polisiye. Yeni çıkmış o sıralar. En çok satanlar listesinde birinci. Polisiyenin tarihisi olur mu demeyin. Her cinayet biraz tarihidir.

Yirmi sayfa okuduktan sonra göz kapakların ağırlaşıyor. Kitabı kapatıyorsun. Uyku tatlı bir ilaç gibi esir alıyor.

Kulağında sesler var. Cıvıltılar, dalga sesi, insan sesi, bir kaç araba geçiyor.

Aradan bir ses geliyor.

“Next station hastane-adliye.”

Gözlerini açıyorsun.

Gelmişsin. Saate bakıyorsun.

Duruşmaya beş dakika var. Koşarak iniyorsun trenden. Başka türlü yetişmek imkansız.

Homurdanarak yürüyen merdivenlerden çıkıyorsun.

Az önce gördüğün rüyadan uyanmasaydım keşke diyorsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s