bugün dünya yarın ahiret

Babaanneyi kaybettik.

86 yaşında, 2,5 senedir yatar durumda hasta idi. Bir sabah sessiz sedasız gitti.

Ben baktım-sen bakmadın, sizde dursun-bizde dursun kavgası da bitti.

12 doğum, 7 çocuk, onlarca torun. Bir ömür.

Şarkışlada başlayan ömür dünyayı dolandı. İstanbulda son buldu.

Kendisine sağken “İstanbulda öleceksin, Karacaahmet de yıkanacaksın, Hocalar başında Kur’an okuyacak, çörek otu ve gülsuyu dökecekler sana, üstelik Şakirin Camiinde bir Cuma günü kalabalık bir cemaatle namazın kılınacak” desek kendisi bile inanmazdı herhalde.

Dünya işte. Vakit saat şaşmaz. Bir gece bir telefon gelir. Kalkar gidersin. Bir dönem kapanır.

Bugün dünya yarın ahiret.

“Dünyevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.” demişler. Karacaahmet de sıra sıra dizili tabutları gördüğümde bir kez daha anladım.

***

Ölüm eşiğini atladın mı her şey geride kalır artık. Yabancı olur her şey can tenden sıyrılınca.

Sıcacık yatağına son kez buz gibi tabutunla yatırırlar.

Yazları kışları gümbür gümbür gümbürdeyen evi kapalı kalmaktan rutubet sarar.

Yemyeşil bostanın bozulur, Sapsarı kavak yaprakları kapatır üstünü. Her sabah süt sağdığın ahırına giden yol ottan geçilmez olur.

Elmaya armuta dalarken “Dalını kırmayın yavrum” dediğin ağaçlar kendiliğinden kurur. Çitler çürür. Duvarlar yıkılır. Baktığın bağ bakmayınca dağ olur.

Hani dinlerdik ya radyodan, “asri gurbet harap etmiş köyümü” derdi Turan Engin. Bülbül gitmiş baykuş konmuş işte baba evimize, ata toprağımıza.

Fareler bile gitmiş, terk etmişler evi, anlamışlar artık yiyecek bir şey kalmadığını.

***

Hastaneye vardığımda morga kaldırmışlardı. Açtım dolabı, çektim çekmeceyi. Hala tam soğumamıştı. Baktım yüzüne. Sevdim yüzünü. Başını bembeyaz saçını okşadım. Güle güle git dedim. Acıların dindi dedim. Pamuk gibi oldun yine dedim.

Gasilhanede yanından hiç ayrılmadım. Sevdim, dualar okudum. Konuştum onunla. Sanki uyuyordu da birazdan uyanacak gibiydi.

***

Bana kızarlardı babaannenin yanına gitmiyorsun diye. Annem sürekli söylerdi babannenin yanına git evladım diye.

İlk hastalandığında bir rüya görmüştüm. Rüyamda Babaannem hasta idi, Herkes gelip görmüştü. En sonlarda ben gidiyordum. Ben gittiğimde babaannem ölüyordu.

Belki bilinçli belki bilinçsiz, bu rüyanın da etkisi ile hastalığı boyunca hastaneye/eve gitmemek için türlü bahaneler buldum kendimce.

Zaman geçti, bir akşam haber geldi kötüleşti diye. Babamlarda oturuyorduk. Babamla gittik birlikte. Kötü idi gerçekten, hemen ambulans çağırdık, o gece yoğun bakıma alındı. Bir daha da çıkamadı zaten.

Ambulansa taşırken kaç zaman önce gördüğüm bu rüyayı düşünüyordum aklımdan.

Yoğun bakımda kaldığı süre boyunca tüm çocukları geldi. Vedalaştılar. Kalabalık toplandı. Sanki hasta babaannemiz için değil de düğün için toplanmıştık. Espri bile yaptık kendi aramızda “zilli kadın yine topladı herkesi” dedik.

***

Yazları oyun oynarken bahçeyi bozuyoruz diye dedem kızardı bize.  Sığdırmazdı bizi. Sesimize kızardı, her yeri karıştırmamıza kızardı. Dedem bize kızdığında babaannem de ona kızardı. Yumuşak olurdu bize karşı. Kuzenlerle kavga ettiğimizde yatıştırırdı ve barıştırırdı.

Bazlama yapardı, ekmek yapardı, çörek yapardı, süt sağardı, yumurtaları toplardı. Bahçeden yeşil soğan, tere, maydonoz, domates ve hıyarı toplardı. Tazecik kahvaltılar yapardık. Hambal yapardı, ufak mantı yapardı, gınnış yapardı. Ayran çalkalardı hemen süzme yoğurdundan.

***

Okuma yazma bilmezdi ama bildiği duaları sureleri okur okur üflerdi bizlere. “Euzu çekin yavrum” derdi. Harfleri bilirdi ama birleştiremezdi. Çok denedik ama öğretemedik okumayı yazmayı.

***

Dedem babaannem ilk kez yatağa düştüğünde ve geri dönüşü olmadığını öğrendiğinde “kadın evin direği yavrum, bizim evin de direği yıkıldı artık yuvamız dağılır” demişti. Hala her fırsatını bulduğunda öptüğü babannem hastalandıktan sonra dedem daha az konuşur oldu. Gün be gün O da güçten düşmeye başladı.

Neyse ki Babaannemi canlı görebildi fırsat buldukça, sağlığı el verdikçe. Fakat cenazesini toprağa koyamadı, üstüne toprak atamadı. Şakirin Camiinde musalla taşına yanaştı. “Rahme Hanım ben geldim” dedi. “Niriye gidiyon” dedi. Şapkasını ters çevirdi. Alnını tabuta koydu. Tabutu öptü. Birlikte geçen 70 yılın ardından vedalaştılar. “İçim yanıyor” dedi. Başka bir şey diyemedi.

***

Belediyeler bizi bu süreçte hiç yalnız bırakmadı. Gerek İbb, Gerek İlçe belediyesi, Gerekse Şarkışla Belediyesi. Hepsine teşekkürler Allah razı olsun. Acılı günümüzde bir de bürokrasi ile uğraştırmadılar bizi.

***

Babannemi toprağa verdik. Emeğinin geçtiği ekmeğini yiyen bir çok insan vardı. Sırayla tuttular kürekleri.

Sonra kalabalık dağıldı. Yakınları kaldı. Onlar da yavaş yavaş dağıldı. Öyle ya herkesin işi gücü vardı, çocukları vardı. Hayat kalanlar için devam ediyordu. Birer ikişer gitti herkes. Herkes gidince ev yine kapanacak. Çocukluğumuz ve anılarımız da o kapının arkasında kalacak.

***

Büyükler gittikçe sadece büyükleri yitirmiyoruz. Ata toprağını baba ocağını yitiriyoruz. Çocukluğu ve hatıraları kaybediyoruz.

Allah rahmet eylesin. Tüm kaybettiklerimize.