paşabahçeyi özlemediniz mi la?

3 senedir paşabahçeyi kestiler biçtiler beykoza nikah dairesi yaptılar.
öylece duruyor orda boynu bükük.

ama benim için hep bu fotoğraflardaki gibi özgürce gezinecek boğazın sularında.
martıları peşine takacak.

arada bir rüyamda görüyorum paşabahçeyi.
şaka değil.

hepsi beraber yüzüyorlar boğazda özgürce..

ülev, dilnişin  dolmabahçe,halas, suadiye, suvat, turan emeksiz ve maltepe ile birlikte..
peşlerinde martılar..
içinde bin memleketten bin türlü insan..

fotoğraflar flickr’dan alıntı.

ResimResimResimResimResim

Reklamlar

lodos,fındıklı,teşrin ve kanunlar.

bir kere teşrinler geldiyse peşisıra kanunlar beklemeden gelir.
sonra kanunlar yarılanır.

şiirler, kitaplar, sorular ve hayaller arasında sorulan onlarca soru ile.

“teşrin yağmurlarıdır simsiyah hicranım efendim”

bu teşrin pek yağmur yağmadı büyük ve ezeli ve ebedi ve köpek istanbula.

fakat bu kanun iyi lodos yaptı.

lodos da baş ağrısı.

lodos. gözü yaşlı lodos.

tophane – kabataş arasına sıkışmış sahilde park harap ve bîtap.

canı çıksın diye bekliyor. “iğrenç beyaz” ışıklar arkadan vuruyor.

birtakım adamlar bankları iyiden iyiye denizin dibine sokmuş.

deniz kaygısı değil bu, birtakım gözlerden sakınmak.

sahilin karalığından faydalanmış bir kaç sevgililer.

futursüz ve bol tükürüklü öpücükler.

o ara bir şilep sızıyor marmaradan. fakat bir de avusturalyadan ithal gemi.

malum ostralyalılar hızlı. seke seke çay geçen ceylan gibi. fakat asla iskoç devekuşu gibi değerli narin ve asil değil.

ostralyalının dalgası sevgililere , bol köpüklü ve okkalı, tükürüyor.

sıralama şöyle : deniz – lodos – beton – toprak üzerinde ağaçlar – yol ve tramvay .

ağaçların arasından vuran ışık sahili hepten karanlığa boğuyor. sahil parktan çok şehrin ışıklar altında.

köprü derler , ışıklı yosma birtakım oyunlar ile bakışlarımıza sahip olma çabasında. fakat zıtlıkların şehrinde yanıbaşında bir takım karanlıklar. birtakım korular ve militer alanlar. üsküdar camileri kaybolmuş evlerin arasında. denizden boy verir gibi minareler. selimiyeden el sallar dört resmi kol.

ve biberon aşağısında. bu sefer hangi bebeyi besleyecek kim bilir. yirbirinciyüzyıl istanbulunda.

sahilde parkeler dağılmış, betonlar ufalanmış. çamur. kaderi 3. dünyalının.

yapraklar kendilerince birtakım karşılamalar hazırlamışlar uzun zaman sonraki bu ziyaretime.

ne de olsa gelmemekteyim uzun zamandır bu sahile.

bu sahil ki hengame arasında kalmış. yıpranmış ve görmezden gelinmiş. sadece arzu edenler orada. bu akşam saatında.

en son burada oturmuştum 31 aralıkta. önceki değil ondan öncekiydi. öncekinde ben yoktum şehr-i istanbulda.

teşrinler ve kanunlar ikidir. teşrinlerden sonra kanunlar gelir. sonra kanunlar da yarılanıverir.

kapı aralığından, içinde ne olduğunu az çok bildiğin bir odaya bakmaktır hatırlamak.

(fotoları ben çekmiştim zamanında yok size kopirayt, dağılın.)

teşrinler bitip kanunlar gelirken..

kırklarelinde kilitli duran o tren garı.
o tren garının sarısından ve kırmızı çerçevesinden hüzün akan,gözleri üzülmüş bakan o gar.
tren insanın nerden baksan 200 yıllık can yoldaşı, esaslı arkadaşı.
uçaklar düşer, gemiler batar. hava kötüleşse sığınacak yer arar.
fakat tren, sen misin esen yel deyip,vurur kendini koskoca bozkırlara, bol tünelli deniz kenarlarına,dağların yamaçlarına.
çocuklar bir oyundur tutturur trenlerde.
nefes tutma oyunu.tünel başlarken nefes tutarlar.tünel bitene kadar o nefesi tutan galiptir.
insan nasıl iki ayağı tek aklıyla yeryüzüne çakılmışsa tren – eski veya yeni – iki rayın üstüne çakılmıştır.
elmadağ hilton misali oda-oda kamaraları üstüste çakılmış gemilerin kimisi rotterdamdan gelir.kimisi amsterdamdan.nievu amsterdam yahut böyle bir şey.
kimisi ağaçsız , yalnız bina ve su olan venedike gider. fareleriyle beraber suya gömülecek venedik.güzel binalar ve köprüler yurdu venedik.
bazısı ise daha uzaktan gelir. transatlantik.
ama tren – hele ki memleketin böylesinde – olsa olsa bulgardan yunandan geçer gelir.
demem şu, tren bu memleketin pisliğini taşır da gelir. ta haydarpaşadan kalkıp karsa gider. ordan kıvranır sivasa döner.
pulman vagonlar. tüvasaş. v2000 yazılar.
camlarda oldum olası bi ayyıldız.evvelden hilal yukarı bakardı. sanırdım ki hilalden geri kalanını görmek için bakıyor. şimdi ise düz bakar.tam karşıya.ileri.
traşı gelmiş memurlar gibi trenler.
50-60 senelik demirinden çimentosu sıyrılmış, camlarına yağmurlu günlerde dalların hıncını alır gibi çarptığı, ağaç dallarının kasvetine kasvet kattığı, defaaatle duvarlarına yağlı boya vurulmuş bir gözü toprağa bakan binalar. ve bu binalarda belki 2 senedir aynı kravatı tek kez bağlamış, sabahları askıdan alıp takan, mesai biterkende aynı askıya asan memurlar.
bu yorgun trenler ve bu memurlar belki aynı dertten muzdariptir.
herifçioğlunun şehrine benzemez bu memurun betonu demirinden sıyrılmış binasının kasabası.
anhası minhası 10.000 erkek,kadın,çocuk.
yarısı kasabanın köylerinde. aklı ve fikri hür, değilse bile en azından berrak köylüler. afiş ve reklam görmeyen köylüler.
bilinçaltını zorla kiraya vermiş şehirlilere özenen kasabalılar.
hoş, artık köyler de özenir.
köylüler beş para etmez şehir ekmeklerine heveslenir de evlerinde ekmek pişirmez olurlar. içi boş, dışı tahta beş para etmez fırın ekmekleri.
foto kaynak : demiryolcuyuz.com