çok uzaklardan bir başkan adayı

İskandinavyada bir ülke vardır, ismi Danimarka..

Kırmızı beyaz bayraklarına aşık , ağızlarında sıcak patates varmış gibi konuşan ve biraz radikallik derecesinde ülkesini seven insanların yaşadığı iklimi insanı bezdirecek kadar yağmurlu, yeşili bol, refah içinde yaşayan insanlar ülkesi..

 

yaklaşık 3000 km ötedeki bu ülkede bu topraklardan göçmüş binlerce insan yaşamakta..

bir çoğunun dedesi 1970li yıllarda gitti oralara..

orda çoğalmaya devam ettiler..

her ne kadar ülke yerlilerinin büyük kısmı bu durumdan memnun olmasa da “perker” (yabancı; aşalayıcı bir anlamda , okunuşu peaga) türkler içtimai hayatta yer almaya ve yükselmeye devam ediyor..

 

ve şimdi bu türklerden bir tanesi danimarkanın en büyük ikinci şehrine ciddi bir şekilde belediye başkanlığı adaylığı için oynuyor..

 

Bu kişi Bünyamin Şimşek..

Danimarka’nın jutland yarımadasında yer alan “dünyanın en küçük büyük şehri” olmakla övünen Arhus şehrine belediye başkanı olmak için yarışıyor..

hem de önceki hükümetin sahibi Venstre partisinden ( Liberal Partiden)..

 

Bunu anlamanız için şöyle bir örnek vereyim.. Ganalı bir göçmen aile 40 yıl Ankara da yaşıyor ve Ganalı ailenin bir üyesi cehapeden ankara büyükşehir belediye başkan adayı oluyor.. 

Bu ne kadar da büyük bir olay olurdu Türkiye için düşünün..

(Ganayı aşağılamak için değil.. Danmarklıların kafasındaki Türk ve Türkiye imajını anlatmak için söylüyorum..)

 

Şimdi biraz size Adayımız Bünyamin Şimşekle ilgili bilgi verelim.

Kendisi aslen Şarkışla’nın Kızılcakışla köyünden.. 1970 doğumlu..

Babası Ali Şimşek Arhusa ilk gelen Türklerden , sevilen ve sayılan bir kişi..

Bünyamin Şimşek havayolu sektöründe çalışmış ve ulaşım ve eğitim gibi konularda projeler üretiyor..

Yıllardır Arhus Belediye Meclisinde çalıştı..

Daha önceki seçimlerde ise milletvekili adaylığı için çalışmaları oldu ama sonuç alamadı..

Eşi Fatma Öktem ise yine aynı partiden milletvekili olarak folketing (danimarka meclisi) çatısı altında görev yapıyor..

 

Maalesef böyle bir gelişme Türk basınında yeteri kadar yer bulamıyor..

Hem de seçimlere bu kadar az kalmışken..

Seçimler Ayın 19unda..

 

Sevgili Bünyamin Şimşek’e başarılar dileriz..

Kısa zamanda hakettiği yerlerde olması dileğiyle..

Bize de artık stem pa bünyamin (oylar bünyamine) demek düşer..

Görsel

bünyamin şimşek kendi seçim afişlerini kendisi asıyor..

bütçesi olmadğından değil.. danimarkada adet böyle.. adaylar afişlerini kendisi asıp kendisi topluyor.. toplamayı unutana ceza var..

Görsel

Görsel

bünyamin şimşek eski başbakan Lars Lökke Rasmussen ile seçim çalışmalarında

Görsel

Görsel

 

Reklamlar

uzakta oturan adamın sıkıntısı

önceki yazılarda bir kaç sefer şikayet ettik.

böyle ulaşım mı olur, böyle otobüs mü olur, böyle yol mu olur diye.

yeni yapılaşan yerlerin kaderi böyle.

ihtiyaçların aciliyeti dayanılmaz noktaya gelene kadar kimse oralı olmuyor.

halbuki bir yere yerleşecek insan sayısına göre ÖNGÖRÜ ile plan yapılsa?

idarecilerimiz öngörülü olmayı pek sevmiyorlar.

istanbulla honkong bana aynı hissi veriyor. gerçi honkongun istanbuldan daha düzenli olduğu anlaşılıyor ama her iki yerde de mantık “kilometre kareye ne kadar insan sığdırırsak o kadar iyi”.

halbuki ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi değil miydi o?

( hoş bizim idarecilerin gönlünde yatan aslan hongkong.ben size söyliyim. )

neyse hal böyle olunca ben oturup senede kaç saat yolda geçiyor diye bir hesaplayayım dedim.

şimdi şöyle.

benim ikâmetgahım halihazırda, süper harika muhteşem güzeide bayındır mahallemiz FINDIKLI’da.

çoğu günler anadolu yakasından avrupa yakasına geçmek zorundayım.

okul,iş ve diğer sebeplerden.

örneğin evden çıkıyorum ve istikamet okulun olduğu yer olan beyazıt.

evden sabah 7’de çıktım diyelim.

en yakın otobüs durağına 650 metre yürüyorum.bu yolun büyük kısmı yokuş. bu sebepten 10-12 dakika da durakta oluyorum. 07.10

ortalama 7-8 dakika otobüs bekliyorum.

otobüse biniyorum. 07.18

kozyatağı beyazevlere gelmek trafiğin ve yolcunun durumuna göre 15 dakika ile 30 dakika arasında zaman alıyor.

en iyi ihtimalle 07.35-07.40 arasında kozyatağında oluyorum.

buradan beyazıta gitmek için en iyi yol harem – sirkeci feribotu ve ardından tramvay.

kozyatağından sonra ise E5 karayolu üzerinden gitmek için 25-30 dakikaya ihtiyacınız var. yani 08.10 gibi haremde oluyorum.

HİÇ feribot beklemeden hemen bindiğim takdirde 15-20 dakika sürüyor sirkeciye gelmesi.

bugüne kadar hiç beklemeden feribota bindiğim 4-5’tir.

ortalama 5-10 dakika bekliyorsunuz.

yani 8.30da sirkecide oluyorum.

burdan sonra 4 durak tramvay yolum var. beklemeden bindiğimi varsayarsak 3 dakikadan 12 dakika da beyazıtta oluyorum.

yani 8.45 de beyazıta varmış oluyorum. bir saat 45 dakika.

evden 7 de çıkmıştım.

bu süreçte 16f gelirse; 3 vesaitle, 19f ile kozyatağından aktarma yaparsam; 4 vesaitle beyazıta gidiyorum.

biraz daha iyimser olarak bu süreyi 1.5 saat olarak hesaplıyorum.

akşam yine aynı yoldan geliyorum.

etti mi size 3 saat.

ayda 20 iş günü var. ben cumartesileri de çalışan birisi olduğum için ayda 25gün aşağı yukarı bu şekilde.

ayda 3*25 = 75 saat eder. bir yılda (75*12 =) 900 saat eder.

900/24=37,5 gün eder.

yani yılda hayatımın bir ayı yolda geçiyor.

bu süre keyfekeder harcadığım bir süre değil.

okula ve işe gidebilmek için yolda harcadığım süre.

bana yazık değil mi?

kadıköy- söğütlüçeşme tramvayı

bir caddeyi trafiğe kapatalım demek öyle kolay söylenecek bir laf değil.

hele işlek bir anacadde ise söz konusu olan.

kadıköy istanbulun asyadaki merkezi. üsküdarla birlikte.

ama üsküdardan daha fazla neredeyse tuzlaya kadar uzanan bir hinterlanda sahip.

ayrıca ulaşımdaki ana aktarma noktası.

tarihi kültürel ve ekonomik bakımdan da anadolu yakasının lokomotifi.

avrupa yakasının hem taksimi,hem eminönüsü, hem de beşiktaşı kadıköy. hatta ortaköyü.

bu ilçenin nefes alacağı, rahat rahat yürüyeceği, alışveriş yapabileceği, bir caddesi var. bahariye.

ama bahariye konumu itibariyle kadıköyde ana cadde değil.

kadıköyde eksik olan bahariye caddesini bütünlemesi gereken diğer bir caddenin olmayışı;

kadıköyün asıl ana caddesi olan söğütlüçeşme caddesinin trafik içinde boğulması.

bu cadde araçlar , otobüsler , dolmuşlar ve taksiler için. kaldırımlar eçiş büçüş.

gürültü seviyesi bazen dayanılmaz.

aşağıda görüleceği üzere kadıköy iskele ile kadıköy belediyesi arasında 3 kmlik bir yol var. bu üç kilometrenin 2500 metresi işlek caddelerden oluşuyor.

kadıköy bostancı tramvayı gibi afaki bir düşünce değil bu.

kadıköy belediyesinin YETKİ sınırlarını aşmayan, bütçesini aşmayan uygulanabilir bir proje. eskişehirdeki tramvay uzatmaları bu konuda yol gösterebilir.

dün kurulan belediyelerin bugün yaptığı prestij cadde uygulamalarını görüyoruz. yayalara kazandırılmış alanlar, hem semte hem ekonomiye can veriyor.

fakat kadıköyün bu araç yoğunluğu kadıköyü yoruyor. tadını kaçırıyor.

işte bu sebepten :

“kadıköy iskeleden başlayıp altıyola , sonra boğanın yanından kuşdili caddesine inecek,kuşdili caddesinden karadut sokağa ( ki halihazırda trafiğe kapalı bir sokak karadut sokağı) girip oradan tekrar söğütlüçeşme caddesine çıkıp, söğütlüçeşme camisine kadar inecek. oradan belediyenin etrafını dolaştıktan, sonra tekrar altıyola çıkacak , sonrasında kadıköy iskele istikametinde geri dönecek 3000 metrelik çift yönlü bir tramvay hattı
metrobüsün kadıköy sahile inmesinin imkansız olması sebebiyle , bu tramvay iskele-kadıköy-metrobüs aktarmasını en iyi şekilde sağlayacak.yapılabilir.

moda tramvayı ile yukarı çıkarken hattı ortak kullanabilir. böylece söğütlüçeşme caddesi hem tramvaya açık olacakken hem de 2 şerit araç trafiğine açık olacak. otobüsler kadıköye

inmeden söğütlüçeşmeden döndüğü için kadıköyün içindeki yoğunluk azalacak.

bununla birlikte özellikle iskeleden altıyola kadar olan kaldırımlar ve söğütlüçeşme caddesindeki kaldırımlar iyileştirilip, bina cephelerinin düzelmesiyle kadıköyün havası değişecek.

ibb’nin yapacağı meydan düzenlemesiyle entegre edilerek yapılabilir bu çalışma.

selami başkandan bu konuda bir çalışma bekliyoruz.

işte görsel : ( NOT : bunlar kişisel fikirlerdir. )
kadıköy söğütlüçeşme tramvayı

 

ŞİŞHANE KABATAŞ BEŞİKTAŞ MECİDİYEKÖY ALİBEYKÖY TEKSTİLKENT METROSU

bana kalırsa, bu metro neresinden tutarsak orasından elimizde kalan cinsten.

güzergahı da projesi de finansmanı da başlıbaşına sıkıntı gibi.

sanki istanbulda değil de paris düzlüklerinde yapılacak bu metro.

sanırsın ne kot farkı var ne de vadiler.

bu sebepten daha gerçekçi ve aklı başında çözümlere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

güzergahın revize edilmesi lazım.

hoş, zaten dedikodusu çıktığı günden beri kimbilir kaç kere revize edildi.

şişhane,kabataş dolmabahçe ve beşiktaş başlangıcı bu metronun yapımında hem

zamandan çalacak hemde maliyetleri katlayacak. hem şişhane mecidiyeköy bağlantısı

halihazırda var.karaköy tünel vasıtasıyla olsa da şişhane kabataş bağlantısı da mevcut.

beşiktaş kabataş arasına tranvay uzatılamıyor. çevre şartları ve tarihi eserlerin güvenliği

burada önem kazanıyor. peki bunlar göz önüne alınca burada metro yapmak ne kadar

akıllıca?

bir de son zamanlarda finansman konusunda bir ÖZKAYNAK lafı çıktı.

bu projeye başlayıp etrafı şantiye haline getirip sonrada para bitti yapı paydos demek,

mazallah Kadir Başkanı bile koltuğundan eder.

bu sebepten çok iyi düşünülmesi gerek. popülist yaklaşımlar

yerine gerçekçi ve en az maliyetli çözümler üzerinde durulmalı.

bana sorarsanız en azından bu metronun mecidiyeköyden başlaması lazım.

“şişhane kabataş beşiktaş”tan başlayıp mecidiyeköye gidecek bir metronun,projenin bu

haliye, 2020’den önce açılmasını mümkün görmüyorum.( umarım yanılıyorumdur)

hattın gaziosmanpaşa sınırlarından sonraki kısmını çok iyi tanımıyorum. o bölgeleri pek iyi

bilmiyorum. o yüzden o kısmı ile yorum yapmam yanlış olur. fakat bu noktalara kadar olan

kısım için başlangıç noktası mecidiyeköy olmalı.

peki mecidiyeköy beşiktaş arası 30a ve 30mlerin insafına mı bırakılacak?

tabiki hayır.

bunun içinde BENCE en mantıklı yol,beşiktaş-ytü-zincirlikuyu finiküleri.

işte haritası.

BEŞİKTAŞ ZİNCİRLİKUYU FİNÜKÜLER

NOT: BEN MÜHENDİS DEĞİLİM. İLMİ VE FİKRİ HATALAR OLABİLİR.

yeni vapurlarda içimin ısınamadığı şeyler..

hani böyle ergen bir evladınız vardır.

aslında sizin olduğu için bile yalnızca onu çok seversiniz.
karganın yavrusu kendine kuzgun görünür misali.
ama bu ergen öyle gerizekalı triplere girer ki önünü almayı bırakın , öngörmek bile mümkün olmaz.

misal saçlarını bieber gibi tarar,kaşına çizik attırır, gel yenisini aliyim desen yine de o yırtık pırtık konverslerini diyer hatta sürekli duman dinler.

neyse birkaç sene sonra düzeleceğini ümit ederek göz yumarsınız.

işte bazı noktalarda yeni 5 vapur için tam böyle hissediyorum.
gençtir tazedir ergendir geçer diye ümit etmek istiyorum.

ama bunların değişmeyeceğini farkediyorum sonra.

işte bu yazımızda sizlerle ( sayın seyirciler tribine 3. yazıda kavuştum) bu yeni vapurların gözümüzü bozan,gönlümüze darlık veren boğumlarını kıvrımlarını paylaşacağız.

1-) DİREKLER :

bütün vapurların tepesinde iki ana direk bulunuyor.bu iki direk ya kaptan köşkünün üstünde bacadan önde (ya da bacaların arkasında kıç yakın olmak üzere ) ya da başüstü güvertesinin üstünde oluyor. gemici olmadığım için terimlere o kadar hakim değilim.
bu gemilerde direklerin biri bacanın önünde diğeri ise anlamsızca uzak olacak şekilde baş bodoslamanın hizasında neredeyse.bu ise zaten kısa ve geniş gözüken gemiyi tam bir obez gibi gösteriyor.hem bu direk fazlaca uzun ve ince.biraz daha kısaltılıp genişletilmesi gerekli ve alıştığımız yere nakledilmeli.

baca ile kaptan köşkü üzerindeki direk ise baka baka anlam veremediğim 3 şerefeli minare hesabı saçma sapan çıkıntılar taşıyan bir seren direği.. bu direk gemiye karakter veren birşey. dik ve kesintisiz olmalı. ve bitiş yeri adamın gözüne gözüne girmeli. fakat bu direklerde bu nitelikler yok.bu konuda PAŞAnın direkleri güzel bir örnek oluşturabilir.

2-) CAMLAR:

teknik gelişti , devir değişti panaromik camlar son derece keyifli ve hoş fakat anlam veremediğim nokta ise ilk çizimlerinde bütün panaromik camlar birbirine uygun ve orantılı gözüküyor. ama gel gelelim ki bu gemilerin yanlardaki ve kaptan köşkündeki panaromik camları birbirine uygunken üst güvertenin camları küçülüyor ve sayısı artıyor ve kareleşiyor.halbuki bu panaromik olayı tam bir dikdörtgen. burada ise işte profilden güzel gözüken gemi karşıdan suratına bakılmaz bir hal alıyor.

3-) KAPTAN KÖŞKÜ:

kaptan köşkü hariç gemilerdeki tüm eğimler birbiriyle orantılı ve yaklaşık bir simetri taşıyor. en azından birbirine uygun. göze batmıyor fakat kaptan köşkünün camlarının ise tam tersi yönde bir eğimi var.yani kaptan köşkü burun gibi dışa doğru çıkık. hangi ş.hayriye vapurunda bu vardır ki? bu ise kaptan köşkünü iyice şişiriyor ve gözü rahatsız ediyor.

bunun yanında kaptan köşkünün bacaya doğru inanılmaz bir çıkıntısı var. tabiki gemi çalışanlarının rahatı için gerekli alanlar var ama bunu en azından saklayabilirsiniz değil mi? bu çıkıntı maltepede ve paşada da var fakat saklayan güzel saklamış. yeni nesillerin tepesinde ise nerdeyse 2+1 daire taşınıyor.

ve tabi o eşşek kadar küpeşteler yok mu kaptan köşkünün üzerinde? suhuletin küpeşteleri bile bu kadar sırıtmıyor vallahi..

4-) GENİŞLİK:

şirket vapurları yıllar yılı uzun ve incedir. boğaz iskelelerinde bir o kıyıya bir diğer kıyıya kolay yanaşmaları için uzun ve ince olarak evrilmişler. sonra bu uzun inceliğin estetikliğine öyle alışılmış ki , bahçekapı ve korutürk bile kabul görmüş. fakat bu gemiler inanılmaz geniş.boyu o kadar kısa olmasa bile bu genişlik bu vapurları daha kısa gösteriyor. KISA VE GENİŞ. alışamadım alışamadım. birden 50 kilo almış madamlar gibiler. sanki fastfood dan başka yiyecek bilmez amerikan evlatları gibiler.

bunların dışında hızlarına,konforlarına,tabanların bombesiz oluşuna,klimalı olmalarına,sarsıntısız olmalarına,yanaşmadaki hızlarına manevra kabiliyetlerine diyecek hiçbir şey yok.bu konularda takdiri hakediyorlar.

ama işte dedim ya..

görüntülerine alışamıyorum.

devekuşlarından sonra hele.hiç alışamıyorum.

ergen çocuğunuz vardır.gençtir tazedir.çok seversiniz.birkaç seneye geçecek bu ergen görünüşleri dersiniz.

ama bu vapurların görünüşleri değişmeyecek.sebze çorbasına talim.biz de mecburen konforu güzel tipi kayık vapurlara bineceğiz.

belirtmek de fayda var ki;

tabiki bu gemiler yenileriyle değişecektir. fakat eskiler bu denli uzağa neden atılmaktadır?

aliağaya söküme gitti haberini almaktansa,beykozda,şilede,samsunda,hasköyde,yalovada bir iskelede hapsedilmelerine şükür demek zorunda kalıyoruz.

bu da olsa olsa LAPAYA TALİM olur.

şehirhatları

istanbuldaki en güzel insan yaratılarının bir kısmını vapurlar oluşturur.

hatta şişirilmiş kız kulesinden bile güzeldir bazı vapurlar.bazı vapurlar dediğimize göre başka vapurlarda var.birden fazla çeşit çeşit ve her dönemin aynası vapurları..

şirketi hayriye ile başlar bu yolculuk. hiç bitmez ve bugüne taşınır.şehir hatları olur.

bazı şairler ise kelime oyununda ustadırlar ve en gereksiz kelime oyunlarını bile çekici kılar bu güzel şairler, bir kelime oyunuyla şiiriçi hatları vapuru demiştir.

Attila İlhan vapuru
keyfile yarar suları
içinde çünkü sevgililer öpüşür
ve güvertesinde
sigarasını rüzgara karşı yakan
bir katil üşür

şairimize selam eder,eserlerinin devamını dileriz..

vapur sesini duyduğunuz da kalbinizde bir heycan vukuu buluyor mu ?
o emektarların iskelelere yanaşırken ya da ayrılırken şiddetle titrediği o anlarda siz de onunla birlikte o manevraları hissediyor musunuz?
tam da akşam ezanı vaktinde , lacivert göğün altında bir bacadan direklinin sülün gibi süzülüşüne hayran hayran bakıyor musunuz dakikalarca?

eğer bunları hissetmiyorsanız vapurları tanımıyorsunuz galiba.

gazteci tribiyle bir konudaki en klişe 3 örneği köşesinde sayıp, sanki konuyu ilk kez cismani hayatta var kılan kendisiymiş hareketlerine girişmeye gerek yok.

ve şimdi 2011 senesinde isimlerini yine geleneğe uygun olarak semt isimlerinden alan yeni 5 vapurumuz var.

fakat bunların içinde adını iskelesiz semtlerden alanlar var. bunda ne var ki? istanbul bu kadar değişmiş ve dönüşmüşken bakarsın bir gün beyoğluna da vapur yanaşır.
tam da akm nin olduğu bir yerlere doğru.

birilerinin dediği gibi

hayat ne garip vapurlar felan..