baba oluyorum.

baba oluyorum.

hem de çok az kaldı inşallah.

***

bir erkeğin hayatı dünyada herhalde 2 kez alt üst oluyor.

birincisi evlenmeye karar verdiğiniz ve evlendiğiniz zaman.

ikincisi ise sevdiğiniz kadınla kurduğun o küçük ve iki kişilik dünyanın artık 2 kişilik olmayacağını öğrendiğiniz anda.

bir erkek bekar yaşadığı süre boyunca -istisnalar dışında- başına buyruk yaşar, sadece kendini düşünür. evlenmeye karar verdiğinizde ise bu tamamen değişiyor. Artık 2 kişilik yaşıyorsunuz ve tüm hayatınızı 2 kişilik yaşıyor ve kararlarınızı 2 kişilik olarak alıyorsunuz.

***

eşim benim lise aşkım/arkadaşım. yani uzun yıllardır beraberiz. neredeyse bütün hayatımızı birlikte inşa ettik.

diyebilirsiniz ki “siz zaten kaç senedir birliktesiniz artık bir farkı kalmamıştır”.

emin olun, her gününüzü birlikte geçirdiğiniz insanla düğünden sonra aynı eve adım attıktan sonra her şey yeni başlıyor.

Bunu kötü bir durummuş gibi düşünmeyin. Aksine dedim ya her şey yeni başlıyor. Zorlukları da var güzellikleri de.

Neyse düğün telaşı bittikten sonra evin kapısı kapanıp 2 kişi kaldığınızda , kendi kabuğunuzda bir yuva kuruyorsunuz. bir hayat kuruyorsunuz. bir düzen. bir şekilde bu düzen devam ediyor.

***

ta ki küçük bir mucize hayatınıza girip tüm hayatınızı gerçekten altüst edene kadar.

ister içgüdü deyin, ister toplumsal şartlanmışlık, ister öğretilmiş ebebeynlik.

o sıpanın geleceğini öğrendiniz ya, artık hiçbir şey eskisi gibi OL-MA-YA-CAK.

***

sakin olun.

bunu telaşlanın diye söylemiyorum. Sadece eşinizle kurduğunuz o küçük dünya artık sona erecek. yeri geldiğinde başına buyruk, yeri geldiğinde umarsız ve canı nasıl isterse öyle yaşayan genç-evli hayatı artık yok.

artık her an tetikte olmanız gereken, her an onunla ilgilenmeniz gereken ve her an onu koruyup-kollayıp en iyi şartlarda yaşatmanız gereken bir bıdık var. BAM BAM BAM.

***

ben ki hayatı boyunca kendinden başka bir şey düşünmemiş 4 kardeşin en küçüğü,tabiri caizse tekne kazıntısı idim. şimdi hem eşimden hem de bebeğimden sorumluyum. onların karnı tok-sırtı pek olmasını sağlamak zorundayım.

bunun ne kadar ürkütücü oldğunu düşünün.çoğu erkek zaten bundan ürküp evlenmekten ve çocuk sahibi olmaktan uzak duruyor.

bir kere maddi boyutu var bu işin.

ne de olsa anne evi rahat. karnın doyuyor, çamaşırın yıkanıyor, bulaşığın toplanıyor, ütün yapılıyor, kira/fatura derdi yok. az buçuk elin ekmek tutuyorsa keyfe keder yaşarsın. neden bu rahatlığı bırakıp aile kurasın ki?

ikincisi de manevi yükü.

neyse bizim için o günler geride kaldı.

dedim ya bir erkeğin hayatındaki 2 büyük kırılma noktası da yaşandı benim için.

ve sizi temin ederim ki, bekar günlerimi hiç özlemiyorum. aile kurmak ve aileyi büyütmek çok güzel. sadece anne/babamın artık yaşlandığını görmek beni üzüyor.

***

gelelim bizim küçük mucizemize.

15 temmuz gecesini nasıl geçirdik sonrasında neler yaşadık ülkece biliyorsunuz. biz de benzerlerini yaşadık. evimiz köprüye yakın olduğundan köprüdeki dehşeti yaşadık. mahallemizden şehit cenazeleri kalktı birer birer.

hainlerin isyanı bastırıldıktan ve ortalık durulduktan sonra biz de bir kaç günlüğüne tatile gidelim dedik.

yolda giderken susurlukta mola verdik. tostu ısırıp ayranı içerken hanım “ben bu ay adet olmadım” dedi.

ordan sonra film koptu.

tatil beldesine varır varmaz eczane aradık. haftasonuna denk geldiği için zar zor bulduk. test aldık. sonuç pozitif.

ikna olmadık.

pazartesi sabahın köründe millet denize giderken biz hastaneye gittik.

artık orda ikna olduk.

bu güne kadar bebeğimiz olsun diye bir çabamız olmamıştı.

bebek yapalım diye plan dahi yapmamıştık. hatta ilk 3-4 sene rahat rahat gezelim bebek yapmayalım derdik.

ama hayatta her şey plandığınız gibi olmuyor. iyi ki de olmuyor. yoksa ne kadar saçma hayatlarımız olurdu.

***

bebeğimiz olacak. günler günleri kovaladı ve artık son 4-5 haftadayız inşaallah.

heyecan dorukta.

bebek daha gelmeden kendisi için hazırlıklar/değişiklikler yaptırıyor size.

neler mi yaptık?

eşim işini değiştirdi. gün içinde daha serbest olabileceği bebeğimizle daha iyi ilgilenebileceği bir yöntemle çalışmaya başladı.

biz ofisimizi değiştirdik. eşimin çocuğu bana bırakması durumunda daha müsait olabileceğimiz bir ofise geçtik.

birlikte olduğumuz süre boyunca bize yetecek küçük evimize bebekle sığmayacağımızı anladığımızdan evimizi değiştirdik.

yaptığımız hazırlıkları saymıyorum bile.

bebek için ne gerekiyorsa gerekli olan her şey imkanlar el verdiği ölçüde hazırlanıyor.

***

daha uzun uzadıya anlatılacak çok şey var.

ama kısaca söyleyeyim “heyecandan içim kaynıyor”.

öğrendiğim ilk günden beri onu kucağıma alacağım anın hayalini kuruyorum.

inşallah hayallerimiz gerçeğe döner.

 

 

 

 

 

 

 

 

bir avukatın isyankar zamanları

Merhaba,

Ben Avukatım. Serbest Avukat. Bağ-Kurlu Avukat.

Bu sıralar meslek hayatımı etkileyen bir kaç gelişme oldu peşpeşe, onlardan bahsedeyim.

***

Beraber çalıştığım meslektaşım Şubat ayında doğum yaptı ve şu an doğum izninde.

Tek başıma yetişmeye çalışıyorum işlere. Bir gün Bakırköydeyim, bir gün Çağlayanda, bir gün Kartalda. Mesai bittikten sonra da kalan işlerimizi yetiştirmek için geç saatlere kadar çalışıyoruz.

***

Bu da yetmez gibi doğumdan hemen sonra ofisimizi taşımak zorunda kaldık.

***

Taşınma öncesinde ve sonrasında yaşanan sıkıntıları az çok tahmin edebilirsiniz.

Mesela nakliye için tuttuğumuz adamlar taşınma sabahında gelmediler. Alelacele arkadaşlarıma haber verdim. Elemanlarla ve arkadaşlarımla ofisi taşıdık.

Taşınma öncesinde ve taşınma sonrasında yerleşene kadar 3 hafta neredeyse hiç çalışamadık. Neredeyse diyorum çünkü, mesela internet servis sağlayıcı “süper” şirket 15 günde ancak nakletti  internetimizi.

Telefonlarımızı bağlayan şirket bağladıktan sonra telefonlar tam 3 kez daha arıza yaptığı için tekrar tekrar geldiler. Toplamda ancak 2 hafta sonra telefonlarımız çalışır hale geldi.

Mesela elektrik servis sağlayıcı şirket kaçak (?!) elektrik kullanıyoruz diye bir anda elektriğimizi kesti. Alakasız şekilde kesilen bu elektriği açtırmak 3-4 günümüzü aldı. Bir de haksız yere kestikleri elektriği açmak için bi’ dünya ceza ödettiler.

Yan ofisten üçlü prizle elektrik çekip iptidai şartlarda iş yapmaya uğraştık.

Kısacası taşınma öncesinde 1 hafta, sonrasında 2 hafta çalışamadık. İşlerimiz hep aksadı.

***

Bu arada benim Eşim de hamile. Allah nasip ederse Nisanın ilk haftası bebeğimiz olacak. Bir ayımız bile kalmadı.

Evimiz küçük olduğundan evimizi de taşımak zorunda kaldık.

***

Bunların hepsi (eski ofisi toplama-yeni ofis tadilat- ortağın doğumu-yeni ofise taşınma- yeni ofiste yerleşme- eski evi toplama- yeni evin tadilatı – yeni eve taşınma – eşimin doğumu) 4-5 hafta içerisinde yaşanmış olacak.

***

İnsanın anasının babasının/eşinin dostunun yardımı olmadan bunların hiçbirini yapamaz inanın.

Hepsi sağolsun.

Ama bu süreçte anamın-babamın desteği kadar destek beklediğim bir yer daha var.

Aidatlarımızı her zaman kuruşu kuruşuna yatırdığımız , canımız ciğerimiz, tek meslek örgütümüz, AVRUPANIN EN BÜYÜK BAROSU İSTANBUL BAROSU.

***

Beraber çalıştığım meslektaşım doğum yaptığını ve doğum izninde olduğunu, ofis adresimizin ve ev adresimizin değiştiğini baroya bildirdik.

Bildirimlerimizi alan Baromuzun, üyelerinin ihtiyaç duyacağı bir anda “alo” demesi bile yetebilecekken Baromuzun bu konularda herhangi bir kaygısı/politikası yok.

***

En sıradan şirkette bile çalışanlar evini taşıdıklarında taşınma izni/yardımı alabilecekken, bir Avukat haftasonu taşınıp hazır ve nazır biçimde pazartesi işinin başında olmak ve duruşmalarına girmek zorunda.

Hakimlerin nezdinde Avukatlar DOLANDIRICI VE YALANCI olduğundan dolayı, hiçbir  Avukat “ofisimi taşıdım,duruşmaya katılamıyorum, mesleki mazeretli sayılmak istiyorum” diye duruşmasına mazeret bildiremez.

Hep bağlı çalışan Avukatların sorunlarından bahsederiz. Serbest çalışan Avukatların izin hakkı dahi yok.  ( Pardon unuttum serbest Avukatlara her zaman tatildi değil mi?)

Barosu Avukatına “Sevgili üyem sen ofisini taşıdın,neden taşıdın,nakliye buldun mu, paran var mı, yerleşebildin mi, bir şeye ihtiyacın var mı” diye sormaz.

Çocuk ve doğumla ilgili asgari ücretle çalışanlara dahi belli yardımlar ve katkılar sağlanıyorken, Barosu sadece doğum yapan kadın Avukatına bir kereye mahsus 1300 TL verir. Ha unuttum bir de Bakırköy adliyesinde kreş vardı değil mi ?

Ama Avukat Bağ-Kur ödemelerini dahi yapamıyor ise, sağlık güvencesi dahi olmaz. Parasını ödemeden hastaneye dahi gidemez. TBB-SYDF istediği kadar özel hastaneler ile anlaşmalar yapsın.

***

Yanlış anlaşılmasın ben daha dün başlamadım bu mesleğe. Neredeyse 10 yıllık emeğim var bu işe. Ama mesleki anlamda, maddi ve manevi olarak en zor dönemlerden birini geçiriyorum/geçirmeye çalışıyorum. Kısacası bir meslekte, meslek örgütünüze en çok ihtiyaç duyduğunuz zamanda ortalıkta kimse yok.

Ülke ekonomisindeki gerginlik herkesi olduğu gibi serbest çalışan Avukatları da etkiliyor.

***

Her yıl yüzbinlerce lira duhuliye ücreti toplayan Baromuz, Her yapıştırdığım Baro Pulundan pay alan Baromuz, hakettiğim adli yardım ücretinden bile kendine pay alan Baromuz, her yıl aidatları toplayan Baromuz ihtiyaç duyduğu zaman üyelerini yanında olamıyor.

Zaten olmak gibi bir çabası da yok. Galiba en acısı da bu.

Baromuz bir çok konuda proje/politika üretirken üyeleri ile ilgili proje/politika üretmekte yetersiz maalesef.

Üyelerini ayakta tutmak/destek olmak için pek kafa yormayan Baromuz düzenli aralıklarla Küba’ya gezi düzenlemeyi akıl ediyor.

Baromuz şunu unutmasın ki, Üyeleri varsa kendisi var. Üyesine faydası olmayan Baronun varlığının da bir önemi yok.

Meslek onuru her an hiçe sayılırken, her ruhsat töreninde “biz toplum önderiyiz” demek üyelerin derdine derman olmuyor.

Avukat adaletin şamaroğlanı olmuşken-hakim/savcı/polis/adliye memuru/özel güvenlik görevlisi ve dahi kamu hizmeti verdiğimiz toplumun kendisi tarafından sistematik olarak aşağılanıp, tahkir edildiğimiz sürece- beylik lafların hiçbir önemi yok. (Üstelik kabahatin bir kısmı da bizdeyken)

Şimdilik her şehirde tek baro var. İlerde bu durum değişirşe her şey altüst olabilir. (Bu başka yazının konusu.)

Avukatı yaşat ki Baro yaşasın. Avukatı yaşat ki, Avukat Hukukun sigortası olsun.

Alınteri ile ettiği yemine sadık kalarak çalışan tüm meslektaşlarıma sevgi ve saygı ile..

13437342_1131424380232977_1043921337_n.jpg

 

hastalık nasıl gelir?

hava dışarda 12 derece.

kıyafetleriniz mevsim şartlarına uygun.

bir otobüse/metrobüse/metroya biniyorsunuz. bindiğiniz şeyin içi yanıyor. zaten hınca hınç kalabalık. bir de kalorifer yanıyor. gürül gürül.

içerde sıcak bastıkça basıyor.

sonra sizi de ter basıyor.

kalabalıktan ceket-kaban çıkartmanız mümkün değil.

sonra gideceğiniz yere varıp iniyorsunuz.

iner inmez rüzgar.

sonra bir de bakmışsınız iki gün sonra üşüme, ateşlenme ve hastalık gelmiş.

doktora gidersiniz bronşit der.

sonra günlerce ilaç tedavisi. dinlenme şart. hayat ızdırap olur. işiniz gücünüz kalır.

size birinin bakması gerekir. ona da ayrı sıkıntı.

ilaçlara sizden para çıkmasa da devletten çıkar.

bunların hepsini üstüste koyun.

ülkede binlerce insan bu şekilde hasta oluyor.

burda dikkat çekilmesi gereken iki nokta var:

saçma sapan mevsim değişiklikleri yüzünden ne kadar iş kaybı yaşanıyor?

antibiyotik ve diğer ilaçların satışından ilaç sektörü bu işten ne kadar kazanıyor?

en iyisi hava eksi 30 falan olmadıkça toplu taşımada ısıtma açılması yasaklansın.

herkes de üstüyle başıyla terlemeden yolculuk etsin.

paşabahçeyi özlemediniz mi la?

3 senedir paşabahçeyi kestiler biçtiler beykoza nikah dairesi yaptılar.
öylece duruyor orda boynu bükük.

ama benim için hep bu fotoğraflardaki gibi özgürce gezinecek boğazın sularında.
martıları peşine takacak.

arada bir rüyamda görüyorum paşabahçeyi.
şaka değil.

hepsi beraber yüzüyorlar boğazda özgürce..

ülev, dilnişin  dolmabahçe,halas, suadiye, suvat, turan emeksiz ve maltepe ile birlikte..
peşlerinde martılar..
içinde bin memleketten bin türlü insan..

fotoğraflar flickr’dan alıntı.

ResimResimResimResimResim

bu sıralar – Şubat 2013

yaşlıları anlamak güç..

birisi istanbul üniversitesi bahçesindeki kedievlerinden şikayetçi..

diğeri kadıköy belediyesinin bahçesinden lütfedip verdiği -yeni meydanın- içindeki Atatürk heykelinin küçüklüğünden..

anlaşılmaz olan tarafı ise ikisi de bu şikayeti için girişimde bulunmuş..

biri rektörlüğe dilekçe vermiş öbürü belediyeyi telefon yağmuruna tutmuş..
gerekçelerin de içi boş..

kedievinin ne işi varmış üniversiteside,kediler etrafı pisletiyormuş..

diğeri ise diyor ki heykelin arkasındaki taş çıkıntı bile heykelden daha büyükmüş..

fakülteyi fare bastı mı sen o zaman da şikayet edeceksin bey amca..emin ol şimdikinden daha fazla şikayet edeceksin..

ve sen laikçi teyze..
zaten boyu 164 cm olan adamı birdoksanmış gibi işlemiş heykeltraş..

o derece heybet katmış..
daha neyin peşindesin?

o sırada Bakırköy’e giderken buluyorum kendimi..
metrobüsün en insancıl istasyonu soğütlüçeşme..

hareket ediyoruz..
metrobüsün kirli camına yaslanmışım..
bir elimle çantamı diğeriyle yağlı demiri tutuyorum..

bir kaç gün önce körüğün ordaki demire yapışmış ve katılaşmış bir sümük gördüğümden beri iyice tiksindim metrobusten..

iki polis dikiliyor yanımda..
nerden baksan benden 4-5 yaş ufaklar..
biri kurmal,biri sarışın..
kumral olan diğerine amirini şikayet ediyor..
sarı kafa da “zaten cumaya bile gitmeyen,zina yapan adamdan ne bekliyorsun” diyor..

kendi kendime düşünüyorum..
metro en güzeli abi..
ama bizim mahalleye asla metro gitmedi ki..
asla da gitmeyecek..
eski mahallem ne guzeldi..
bakkalın önünde toplanirdik..
tıpkı o dizideki gibi..

bu mahalle bok gibi..
findiklidaki o eğimde anca teleferik gider..
sikiim böyle mahalleyi diyorum içimden..

sonra incirlide iniyorum..
yürüyorum aşağı..
adliyeye gidiyorum..
7. kata çıkıyorum..

pencereden bakınca Anadolu yakasının büyük kısmı gözüküyor..
gökdelenlerimizde fena gözükmüyor hani..

bizim memurlarda bir trip var ki sormayın gitsin..

daha önce bir işi yapmamışlar ise , önlerinde yapmadıkları bir şey gelmiş ise , mümkün değil inanmıyorlar öyle bir şey olduğuna..

önce yapmak istemiyorlar..
üstelerseniz illa bir üstlerine sormaya koşuyorlar..
üstleri tamam dese bile ikna edemiyorsunuz..

bu hem işlerinde yetkin olmamalarının sonucu hem de toplumun doğumdan itibaren ayrı ayrı herbir bireyine böcek gibi muamele göstermesinin sonucu..

sonra bir kaç iühfli görüyorum..
afralar tafralar..
Twitter biosuna tek yazabildiğin istanbul hukuk mezunu , stj. avukat…

başka bir meziyetin yok ki..
büyük böceklerin gölgesinde böcekçe bir yeredinmek..
hayata dair tüm amacın bu..

adalet ??
kağıt üzerinde …

parasızlık bizi mahvetti.. parasız yasamak mümkün değil..
bu yüzden para icin her şeyi yapabiliyoruz..biz insanlar..

oldum olası Bakırköy ve havalisini sevmem…
havalisi derken..
ataköyü şirinevleri Bakırköy sahili meydanı zeytinburnusu güngöreni bahçlievleri haznedarı merteri cevizlibağı …

daha doğrusu edirnekapıdan sonra benim için komple Bakırköy ..
seçimlerde 3 bölge..

hiç sevemedim..

neyse …

geldim bakırkoy meydan dedikleri saçma sapan yere..

bindim trene.. geldim Sirkeci’ye ..
1martta kapanacakmiş tren..

az dolandım..
sirkeciyle aramız eskiden beri iyi.. eski adetimdir,biraz buyuk postanenin merdivenlerinde oturdum..

sonra bindim vapura..

korutürk geldi..

bu şehirdeki en güzel şey vapur..

hele de eskilerden biriyse..

gerçi eskilerden kalmadı ya artık..
pasabahçeyi çok özledim..
emeksiz gibi
İhsan kalmaz gibi..

daha eskisine tevellüt yetmez zaten.

bok vardı Anadolufenerini izmite verdiniz..

Beykoz’dan sırf pasabahceyi öyle yabani hayvan gibi bağladıkları için nefret ediyorum..

nikah dairesi yapacağız diye anasını bellediniz..
pimapen taktiniz ulan..
ben ona bindim mi içim pırpır ederdi..
kıydınız ona..

çoluğunuzdan çocuğunuzdan çıksın..

simdi meydan gaz tenekelerine kaldı..

gaz tenekeleri..

Karşıyakayi düşündüm vapurda..
8inci siradayiz.. hala umut var..
1461 maçını alsak ne iyi olur..
sen yendikçe biz güçleniyoruz..

Caner ağcanin herkesin bir bir kaçıp gittiği günlerde attığı “kalıp savaşmaya devam” twiti çok kıymetli..

bizden çaldığınız puanlar da çoluğunuzdan çocuğunuzdan çıksın..

zaman geçti..

kalan zamanda onu düşündüm..
bu şehirde bizi ayakta tutan bir onun gözleri..

onun gözleri olmasa belki çoktan bitirmiştim kendimi..

derken saat 21.30 Kadıköy’den 19f ye bindim..

daha iskeleden yer yok..
bu otobüs 7-8 dakikada bir kalkıyor yanlış anlaşılmasın..

altıyola geldiğimizde 3. duraktan tıklım tıklım..
bu şekilde mahalleye kadar geldi..

bu sırada aklıma geldi sahrayıcedite doğru çalışma vardı..unutmuşum.. ama artık çok geçti..

velhasıl kadıköy mahalle arası 70-75 dakikayı buldu..

senin ananı avradını…

eve geldim yemek yenmiş meyveler yenmiş çaylar içilmiş..

kimsenin izlemediği yerel kanallar izleniyor yine..

yarın birkaç gün için yatılı misafir varmış..
dış kapının mandalı..
bir bu eksikti..

hayatımın özeti..
kendi evinde misafir ,
kendi memleketinde yabancı,
kendi hayatında başkasının hayatlarını yaşamaya mecbur bırakılmak istenen bir orta sınıf..

önüne hedef diye konan ise küçük burjuva olabilmek..

cuma gelsin de buzlu rakılar içeyim..
içip içip hepinize küfredeyim..
sonra gizli gizli ağlayayım..

sayın adalet bakanlığı teşkilatı

lafı dolandırmadan içimden geçenleri yazıyorum.

icra iflas kanununda birtakım değişikliklere gittiniz.

bravo.

teknolojik,hızlı,güvenli işleyiş amacıyla bunları yaptınız.

tabi birde dairelerdeki para alışverişini olabildiğince azaltmak için yaptınız.

tıpkı bir kaç sene önce UYAP sistemine geçtiğimiz gibi.

giderek alıştık uyapa.

ama bu sefer başka.

peki size soruyorum.

noldu şimdi?

noldu?

gördünüz mü?

ben size sıra var dedim dedim inanmadınız.

adliyelerde çalışmak,özellikle icra dairelerinde iş yapmak ve dava açmak, bu kadar zorlaştırılabilirdi.

tebrikler.

çağlayan açılalı 20 ay oldu.

icra dairelerinin sultanahmetten pek farkı kalmadı şimdiden.

20 ayda dairelerin çoğu pert.

koridorlara taşmaya başladı artık daireler.

bu daireler küçük dendiğinde kulak asmadınız.

kalabalık.düzensiz.sıkış tıkış.

 

genel temizlik iyi. fakat tuvaletlerde inanılmaz koku. kokuyu tarif edemiyorum.

 

neyse gelelim icra iflas kanunu değişikliği sonucu meydana gelen sıkıntıya.

bugün bir takip açıp, harç yatırıp, sadece bir adetcik tebligat çıkartmayı başaramadım.

hemi de ilamlı takip. kapı gibi yargıtay ilamı var elimde.

önce dairede sıra bekle.

müdür bey imzalasın.

sonra memurun başında sıra bekle.

takibi uyapa kayıt etsin.

kaşeleri bas.

ocakta ilk üç haftada icra dosya numarası 3000e gelmiş.

(sene sonu 40000’i rahat bulur)

harç için bankaya git.

vakıfbanktan kart al.

saatlerce sıra bekle.

harcı yatır.

tekrar daireye gel.

harç kapandı makbuz kesemiyoruz desinler.

(şimdi iki iş olmadı mı bu?)

harç yatmadığı için tebligatı çıkarmasınlar.

yarın bir daha git.

başka işimiz yok değil mi sayın bakanlık?

 

sizin icra dairelerinde savaş açacağınız paralar harçlar ve tebligat ücretleri olmamalı.

bunlar zaten belli ücretler.

sizin üstüne gideceğiniz ücretler sözgelimi 150c şerhinin fekki için el altından istenen 1000likler, dairede tebligatın yapılması için el altından verilen 100lükler.

siz daha 15 lira tebligat parasını vakıfbanka yatırmaya mecbur edin bizi.

rüşvet son buldu mu ?

HAYIR.

meslekte ne itibar kaldı ne de saygınlık.

elinize sağlık sayın adalet bakanlığı.

Görsel

eski bir iühf’li

geçen hafta bir avukat bey teşrif etti ofise.

beyefendi 80 yaşlarında, Şişli avukatlarından, yıllarca sadece ceza hukuku üzerine çalışmış bir kimse.

baro sicil numarası 4 haneli.
siz anlayınız kıdemini.

o kadar ki ruhsatnamesi adalet bakanlığınca tanzim edilmiş.

karlı bir istanbul günü üstü başı karla kaplanmış bir şekilde girdi kapıdan.

fotör şapkasını çıkarttı ilkin.
sonra uzun paltosunu.

koltuklardan birine yığıldı. yorgundu.

ne içersiniz? dedim.
“çay” dedi.

zaten hazır demlenmiş bekliyordu.
demli bir çay koydum.

adımı sordu.

yaşımı.

(ellerini kollarını sallayarak konuşuyor, konuşurken birden yükselip alçalan tonlamalar. hakikaten bir hoca havası yoğun…)

kaçtasın falan fişman derken keyfiyeti kendisine arz ettik.
(3 ders kaldı vs.)

genel hukuk ilkelerinden, ve alanı ceza hukukundan bir iki sual sordu.

cevapladım.

çok iyi öğrenci olduğumdan değil, sualler kolaydı.

hoşuna gitti.

ben dedi, bunca senedir onlarca genci yetiştirdim.

mesleğimin herşeyini öğrettim.

bir tek şeyi öğretemedim çocuklara. mesleğini sevmek.

o fakültedeki aşağılık böcekler çocukların bütün heyecanlarını, mesleki heveslerini buruşturup çöpe atıyorlar dedi.

o kibar adamin ağzından böyle bir cümle duymak beni şaşırtıyor.

ben aşağılık böcekler derken kimden bahsediyor diye düşünürken misafirimiz devam ediyor.

(bu sırada dışarısı kar boran, vapur seferleri iptal edilmiş …)

bu aşağılıklar yüzünden sonra çocuklar hukuk mesleğini yalnızca para için icra eder hâle geliyorlar.

kendi haklarını dâhi müdafaa edemez hâle geliyorlar dedi.

* * *
başladı anlatmaya.

ben dedi 16 yaşında başladım fakülteye.
yirmi yaşında idim mezun olduğumda.

ikinci sınıfta bir dersten,sonuçlar açıklandı, 49 alıp kalmışım. bütün derslerim fevkalade. hiç takıntım yok alttan.

bir asistan var,kağıtları okur. gittim odasına, kapıyı çaldım girdim içeri.

daha merhaba demeden tersledi beni.
ne var neye geldin diye.

benim tepem attı ama bir şey diyemedim.

hocam dedim “bu kağıdı tarttınız mı?”

hoca afalladı.

ne tartması deyince, dedim, tartmışsıniz anlaşılan ve tartınız hassas olacak ki 49 verip bırakmışsınız dedim.

böyle söyleyince beni odasından kovmaya çalıştı. ben de direndim . hoca olabilirsin ama önce insan gibi konuşun benimle diye.

sonra 3 sene geçemedik o dersten dedi.
taki son seneye kadar.

son sene tüm sınavlar bitti.
bir çok ders açıklandı .

son günlerden birinde okula gidiyorum, bu asistanı gördüm. profesörler evinin oradan bana bağırdı “gözün aydin” diye.

o gün bu asistanın dersi de açıklandı .

50 vermiş.

fakat ben biliyorum o kağıt o nottan fazlasını hakediyor.

çıktım okuldan yürüyerek kumkapıya gidiyorum.

(idare mahkemesi o zamanlar kumkapidadir.. y.n. )

gittim kumkapıya.
merhaba merhaba.
derken durumu anlattım.

güzel bir dilekçe hazırladım.

…imtihan sonucu kağıdıma verilmesi lazım gelen puanın verilmediği, bu sebepten imtihan neticesine itiraz etmek üzere huzurunuzda görülecek davanın açılması mecburiyetinin hasıl olduğu, imtihan kağıdımın bağımsız hocalar tarafından oluşturulacak bir kurul tarafından tekrar degerlendirilmesi talebiyle …

aradan bir zaman geçti.

Dava sonuçlandı.
50lik kağıt oldu 97.

ben de mezun oldum.
yarım asır oldu bu mesleği icra ediyorum.

aradan yillar gecti.

bir gün mudafiisi olduğum bir kişiyi Beyoğlu Emniyeti’ne almışlar. apar topar tarlabaşindaki binaya gittim.

kapıda da bir adam gördüm.
tanıdığım birisi ama çıkartamıyorum. adam sakallı üstü başı pasaklı bir adam.

o zaman Beyoğlu emniyet müdürü benim donem arkadaşım.

içeri girdim işlerimi hallettim.
sonra dönem arkadaşımın yanına çıktım.
hoşbeş derken arkadasım sordu “kapidakini tanıdın mı?”

tanidik geldi ama hatirlayamadim dedim.

arkadaşım kendi sorusunu kendi cevapladı.

asistandı bizim dönemde.

hatırladım.
ne isi var burda dedim.

meğersem bu bizim
asistanı bir meseleden fakülteden kovmuşlar.
bu da bir düzen tutturmamış.
emniyet müdürlüğüne getirilenlerin dilekçelerini yazar yolunu
bulurmuş.

* * *
aradan yıllar geçti. kaç düzine insanı hapisten kurtardım.

sonra sorbonne’a gittim.
orada buradan daha kolay okudum.

çünkü temel bir fark var.

orada imtihanlar talebeleri geçirmek için yapılır.
biz de ise imtihan talebeyi bırakmak için yapılır.

maalesef fakultede oraya kadar gelebilmiş insanlara aptal
muamelesi yapılır. bu yıllardır böyledir.

bu mesleği yapan insanların içinde önce adalet duygusu olmalı.

adalet duygusu eksik insan ne iyi bir hakim
olabilir ne de iyi bir hoca olabilir dedi.

mesleğinde yarım asırı coktan gecmis bu avukat beyin sözleri birilerinin kulağına küpe olsun dileriz.