pek de haksız degil ha?

Resim

bernhard rehfeld’in kanun yapma/koyma hakkındaki düşünceleri aşağıda bir paragrafta yer alıyor.

bir de, şimdilerde konuşulan, terörizmin finansmanı yasasıyla birlikte düşünelim.

sınırsız güç!

kanunkoyucu sınıf ortaya çıktığında, bir kac yüzyıl önce, kapitali elinde tutan asıl sınıf, sizce artık tüm gücün kanunkoyucunun elinde olmasına müsaade ederler miydi?

tabii ki etmezdi.

etmedi.

kanunkoyucu eliyle yine düzen işledi.

fakat hem kanunkoyucuyu kanun koymadan yönlendirmek hem de kanun konulduktan sonra tarif ile uygulama arsında doğan farkları kullanarak kapital istediği şekilde işleyen bir düzen kurdu ve işletti.

20130130-150457.jpg

Reklamlar

tbb’nin avukatlık yasası taslağı

eski Ankara barosu baskanı halihazirda Türkiye barolar birliği baskani gecen gün bir gazeteye mülakat vermiş.
baktım ne yazıyor diye.
konu avukatlık kanununun değişmesi konusunda .
bu konuda bir taslak hazırlamış barolar birliği.
haberde verilen konu başlıkları şöyle.

– öncelikle avukatlığa girişte bir sınav öngörülüyor.

– bu sınav staja başlamak icin bir koşul . 70 almak gerekiyor.

– staja başladıktan sonra staj süresi 18 ay staj süresi öngörülüyor.

– staj süresi bittiği zaman stajın tamamlanması da ayrıca bir sınava tabi. bu sınavdan da 70 almak gerek.

– bu sınavların ÖSYM tarafından yapilmasi öngörülüyor.

– ayrıca hakimlik yasının yükseltilmesi 30 yasından önce hakim olunamamasi tasarı da yer alıyor.

– hakimlik ve savcılık yapılabilmesi icin öncelikli olarak 5 yıl bilfiil avukatlık yapılması şartı eklenecek.

– ayrıca hukuk fakültelerinin ilk değil , ancak ikinci fakülte olarak okunmasının mümkün olması soz konusu.

bütün bunlar realist ve ciddi maddeler.

yapılması gercekten olumlu olur.

ozel üniversitelerden leblebi gibi mezun olan, hukuktan bihaber öğrencilerin elemine olması ve en azından hakedenin avukat olması bakımından iyi olduğunu düşünüyorum.

ayrıca bu tip degisikliklerin mesleğe iade-i itibarda bulunacağına inanıyorum.

fakat 6 sene okuduktan sonra bir de avukat olmak icin sınava girersek gercekten bize yazık olmaz mı ?

zira fakulteye beraber girdiklerimden 4 senede bitiren arkadaslar şimdiden avukat oldular bile.

bakalım önümüzdeki günlerde göreceğiz.

20121214-232945.jpg

lütfen dikkat

evladınız varsa,
akrabanızın veya tanıdığınızın cocuğu varsa
ve yakında üniversite tercihinde bulunacaksa ,
Allah askına ,
onu birazcık seviyorsanız
zerre kadar deger veriyorsaniz
türkiye cumhuriyeti
istanbul Üniversitesi
hukuk fakultesini

tercih etmesine engel olun.
engel olmasanız bile
en azından tercih etmesi icin yureklendirmeyin.

kendisi ısrarla tercih etmek istiyorsa başka ama siz sakın onu zorlamayın.

sonuçta bilgisayar atıyor sizi tercihlerinizden birine.

eskaza kazanır.

kazanir.

ve belki de basarisiz olur.

o zaman hayata karsı tüm umutları ve hayalleri yıkılma noktasına gelebilir

kendini kalabaliklarda kaybolmuş ve horgorulmus hissedebilir

aslında ‘basarili’ olmasına rağmen kendine olan bütün güvenini ve hayata karsı hevesini yitirebilir.

bunların yanında kendisiyle birlikte ailesini ve yakın cevresini de felakete surukleyebilir

yazan : okulu yalnızca 3 ders icin 6. seneye uzatmış iuhf ogrencisi

20120707-004636.jpg

20120707-142553.jpg

lodos,fındıklı,teşrin ve kanunlar.

bir kere teşrinler geldiyse peşisıra kanunlar beklemeden gelir.
sonra kanunlar yarılanır.

şiirler, kitaplar, sorular ve hayaller arasında sorulan onlarca soru ile.

“teşrin yağmurlarıdır simsiyah hicranım efendim”

bu teşrin pek yağmur yağmadı büyük ve ezeli ve ebedi ve köpek istanbula.

fakat bu kanun iyi lodos yaptı.

lodos da baş ağrısı.

lodos. gözü yaşlı lodos.

tophane – kabataş arasına sıkışmış sahilde park harap ve bîtap.

canı çıksın diye bekliyor. “iğrenç beyaz” ışıklar arkadan vuruyor.

birtakım adamlar bankları iyiden iyiye denizin dibine sokmuş.

deniz kaygısı değil bu, birtakım gözlerden sakınmak.

sahilin karalığından faydalanmış bir kaç sevgililer.

futursüz ve bol tükürüklü öpücükler.

o ara bir şilep sızıyor marmaradan. fakat bir de avusturalyadan ithal gemi.

malum ostralyalılar hızlı. seke seke çay geçen ceylan gibi. fakat asla iskoç devekuşu gibi değerli narin ve asil değil.

ostralyalının dalgası sevgililere , bol köpüklü ve okkalı, tükürüyor.

sıralama şöyle : deniz – lodos – beton – toprak üzerinde ağaçlar – yol ve tramvay .

ağaçların arasından vuran ışık sahili hepten karanlığa boğuyor. sahil parktan çok şehrin ışıklar altında.

köprü derler , ışıklı yosma birtakım oyunlar ile bakışlarımıza sahip olma çabasında. fakat zıtlıkların şehrinde yanıbaşında bir takım karanlıklar. birtakım korular ve militer alanlar. üsküdar camileri kaybolmuş evlerin arasında. denizden boy verir gibi minareler. selimiyeden el sallar dört resmi kol.

ve biberon aşağısında. bu sefer hangi bebeyi besleyecek kim bilir. yirbirinciyüzyıl istanbulunda.

sahilde parkeler dağılmış, betonlar ufalanmış. çamur. kaderi 3. dünyalının.

yapraklar kendilerince birtakım karşılamalar hazırlamışlar uzun zaman sonraki bu ziyaretime.

ne de olsa gelmemekteyim uzun zamandır bu sahile.

bu sahil ki hengame arasında kalmış. yıpranmış ve görmezden gelinmiş. sadece arzu edenler orada. bu akşam saatında.

en son burada oturmuştum 31 aralıkta. önceki değil ondan öncekiydi. öncekinde ben yoktum şehr-i istanbulda.

teşrinler ve kanunlar ikidir. teşrinlerden sonra kanunlar gelir. sonra kanunlar da yarılanıverir.

kapı aralığından, içinde ne olduğunu az çok bildiğin bir odaya bakmaktır hatırlamak.

(fotoları ben çekmiştim zamanında yok size kopirayt, dağılın.)