hastalık nasıl gelir?

hava dışarda 12 derece.

kıyafetleriniz mevsim şartlarına uygun.

bir otobüse/metrobüse/metroya biniyorsunuz. bindiğiniz şeyin içi yanıyor. zaten hınca hınç kalabalık. bir de kalorifer yanıyor. gürül gürül.

içerde sıcak bastıkça basıyor.

sonra sizi de ter basıyor.

kalabalıktan ceket-kaban çıkartmanız mümkün değil.

sonra gideceğiniz yere varıp iniyorsunuz.

iner inmez rüzgar.

sonra bir de bakmışsınız iki gün sonra üşüme, ateşlenme ve hastalık gelmiş.

doktora gidersiniz bronşit der.

sonra günlerce ilaç tedavisi. dinlenme şart. hayat ızdırap olur. işiniz gücünüz kalır.

size birinin bakması gerekir. ona da ayrı sıkıntı.

ilaçlara sizden para çıkmasa da devletten çıkar.

bunların hepsini üstüste koyun.

ülkede binlerce insan bu şekilde hasta oluyor.

burda dikkat çekilmesi gereken iki nokta var:

saçma sapan mevsim değişiklikleri yüzünden ne kadar iş kaybı yaşanıyor?

antibiyotik ve diğer ilaçların satışından ilaç sektörü bu işten ne kadar kazanıyor?

en iyisi hava eksi 30 falan olmadıkça toplu taşımada ısıtma açılması yasaklansın.

herkes de üstüyle başıyla terlemeden yolculuk etsin.

söğütlüçeşme caddesinin kaldırımları.

bu caddeyi ekşisözlükte oric isimli yazar kısa ve net anlatmış.

kadiköyün en yogun caddelerinden biridir. hasanpasada kadiköy belediyesi binasinin önünden baslar. üzerinden tren yolu ve inkisaf caddesi gecer. daha sonra sögütlüçesme camii ve otobüs duragindan sonra hafif rampa yukari altiyola devam eder. altiyol’dan sonra saga kivrilarak kadiköy rihtima kadar iner ve bu noktada sona erer. bundan sonra adi haydarpasa rihtim caddesidir

şimdi bu cadde kuşdili ve bahariye caddeleriyle birlikte kadıköyün merkezindeki en işlek ve yoğun caddeler.
lafı uzatmadan söyleyelim. kuşdilinin kaldırımları yapıldı.
çok da güzel oldu. kuşdili caddesine değer kattı. 
ama söğütlüçeşme caddesinde gezmeyi, alışverişi bırakın yürümek dahi işkence.
sanki kaldırım değil bubi tuzağı.
her yerde bir delik,bir çukur,bir basamak, bir engel,bir yükselti.
üstelik burası metrobüsü kadıköye bağlayan cadde.
böyle kaldırım olmaz.
kadıköyün en işlek caddesi rezalet bir kaldırıma sahip.
buradan kadıköy belediyesi mi yoksa İBB mi mesul orasını bilmiyorum ama her kim mesulse buradan acilen bu ayıbı gidermeli.
bir an önce söğütlüçeşme caddesinin kaldırımları DÜZELTİLMELİ.
 

bu sıralar – Şubat 2013

yaşlıları anlamak güç..

birisi istanbul üniversitesi bahçesindeki kedievlerinden şikayetçi..

diğeri kadıköy belediyesinin bahçesinden lütfedip verdiği -yeni meydanın- içindeki Atatürk heykelinin küçüklüğünden..

anlaşılmaz olan tarafı ise ikisi de bu şikayeti için girişimde bulunmuş..

biri rektörlüğe dilekçe vermiş öbürü belediyeyi telefon yağmuruna tutmuş..
gerekçelerin de içi boş..

kedievinin ne işi varmış üniversiteside,kediler etrafı pisletiyormuş..

diğeri ise diyor ki heykelin arkasındaki taş çıkıntı bile heykelden daha büyükmüş..

fakülteyi fare bastı mı sen o zaman da şikayet edeceksin bey amca..emin ol şimdikinden daha fazla şikayet edeceksin..

ve sen laikçi teyze..
zaten boyu 164 cm olan adamı birdoksanmış gibi işlemiş heykeltraş..

o derece heybet katmış..
daha neyin peşindesin?

o sırada Bakırköy’e giderken buluyorum kendimi..
metrobüsün en insancıl istasyonu soğütlüçeşme..

hareket ediyoruz..
metrobüsün kirli camına yaslanmışım..
bir elimle çantamı diğeriyle yağlı demiri tutuyorum..

bir kaç gün önce körüğün ordaki demire yapışmış ve katılaşmış bir sümük gördüğümden beri iyice tiksindim metrobusten..

iki polis dikiliyor yanımda..
nerden baksan benden 4-5 yaş ufaklar..
biri kurmal,biri sarışın..
kumral olan diğerine amirini şikayet ediyor..
sarı kafa da “zaten cumaya bile gitmeyen,zina yapan adamdan ne bekliyorsun” diyor..

kendi kendime düşünüyorum..
metro en güzeli abi..
ama bizim mahalleye asla metro gitmedi ki..
asla da gitmeyecek..
eski mahallem ne guzeldi..
bakkalın önünde toplanirdik..
tıpkı o dizideki gibi..

bu mahalle bok gibi..
findiklidaki o eğimde anca teleferik gider..
sikiim böyle mahalleyi diyorum içimden..

sonra incirlide iniyorum..
yürüyorum aşağı..
adliyeye gidiyorum..
7. kata çıkıyorum..

pencereden bakınca Anadolu yakasının büyük kısmı gözüküyor..
gökdelenlerimizde fena gözükmüyor hani..

bizim memurlarda bir trip var ki sormayın gitsin..

daha önce bir işi yapmamışlar ise , önlerinde yapmadıkları bir şey gelmiş ise , mümkün değil inanmıyorlar öyle bir şey olduğuna..

önce yapmak istemiyorlar..
üstelerseniz illa bir üstlerine sormaya koşuyorlar..
üstleri tamam dese bile ikna edemiyorsunuz..

bu hem işlerinde yetkin olmamalarının sonucu hem de toplumun doğumdan itibaren ayrı ayrı herbir bireyine böcek gibi muamele göstermesinin sonucu..

sonra bir kaç iühfli görüyorum..
afralar tafralar..
Twitter biosuna tek yazabildiğin istanbul hukuk mezunu , stj. avukat…

başka bir meziyetin yok ki..
büyük böceklerin gölgesinde böcekçe bir yeredinmek..
hayata dair tüm amacın bu..

adalet ??
kağıt üzerinde …

parasızlık bizi mahvetti.. parasız yasamak mümkün değil..
bu yüzden para icin her şeyi yapabiliyoruz..biz insanlar..

oldum olası Bakırköy ve havalisini sevmem…
havalisi derken..
ataköyü şirinevleri Bakırköy sahili meydanı zeytinburnusu güngöreni bahçlievleri haznedarı merteri cevizlibağı …

daha doğrusu edirnekapıdan sonra benim için komple Bakırköy ..
seçimlerde 3 bölge..

hiç sevemedim..

neyse …

geldim bakırkoy meydan dedikleri saçma sapan yere..

bindim trene.. geldim Sirkeci’ye ..
1martta kapanacakmiş tren..

az dolandım..
sirkeciyle aramız eskiden beri iyi.. eski adetimdir,biraz buyuk postanenin merdivenlerinde oturdum..

sonra bindim vapura..

korutürk geldi..

bu şehirdeki en güzel şey vapur..

hele de eskilerden biriyse..

gerçi eskilerden kalmadı ya artık..
pasabahçeyi çok özledim..
emeksiz gibi
İhsan kalmaz gibi..

daha eskisine tevellüt yetmez zaten.

bok vardı Anadolufenerini izmite verdiniz..

Beykoz’dan sırf pasabahceyi öyle yabani hayvan gibi bağladıkları için nefret ediyorum..

nikah dairesi yapacağız diye anasını bellediniz..
pimapen taktiniz ulan..
ben ona bindim mi içim pırpır ederdi..
kıydınız ona..

çoluğunuzdan çocuğunuzdan çıksın..

simdi meydan gaz tenekelerine kaldı..

gaz tenekeleri..

Karşıyakayi düşündüm vapurda..
8inci siradayiz.. hala umut var..
1461 maçını alsak ne iyi olur..
sen yendikçe biz güçleniyoruz..

Caner ağcanin herkesin bir bir kaçıp gittiği günlerde attığı “kalıp savaşmaya devam” twiti çok kıymetli..

bizden çaldığınız puanlar da çoluğunuzdan çocuğunuzdan çıksın..

zaman geçti..

kalan zamanda onu düşündüm..
bu şehirde bizi ayakta tutan bir onun gözleri..

onun gözleri olmasa belki çoktan bitirmiştim kendimi..

derken saat 21.30 Kadıköy’den 19f ye bindim..

daha iskeleden yer yok..
bu otobüs 7-8 dakikada bir kalkıyor yanlış anlaşılmasın..

altıyola geldiğimizde 3. duraktan tıklım tıklım..
bu şekilde mahalleye kadar geldi..

bu sırada aklıma geldi sahrayıcedite doğru çalışma vardı..unutmuşum.. ama artık çok geçti..

velhasıl kadıköy mahalle arası 70-75 dakikayı buldu..

senin ananı avradını…

eve geldim yemek yenmiş meyveler yenmiş çaylar içilmiş..

kimsenin izlemediği yerel kanallar izleniyor yine..

yarın birkaç gün için yatılı misafir varmış..
dış kapının mandalı..
bir bu eksikti..

hayatımın özeti..
kendi evinde misafir ,
kendi memleketinde yabancı,
kendi hayatında başkasının hayatlarını yaşamaya mecbur bırakılmak istenen bir orta sınıf..

önüne hedef diye konan ise küçük burjuva olabilmek..

cuma gelsin de buzlu rakılar içeyim..
içip içip hepinize küfredeyim..
sonra gizli gizli ağlayayım..

iühf ne zaman anlayacak ?

bir üniversite duşunun 5000den fazla öğretim uyesi olan.

bir üniversite duşunun 80000 öğrencisi olan.

bir fakülte düşünün öğrenci sayısı 8000’e dayanmış.

bu fakülte o kadar kalabalık ki, günde 3 posta öğretim veriliyor.

Sabahçı / öğlenci / ikinci öğretim olmak üzere !

sabah 8.15 / akşam 9 arası durmaksızın ders veriliyor!

burasi ikinci Abdülhamid zamanınında kurulmuş, şimdi 133 yaşında olan, mekteb-i hukuk.

yani günümüzdeki adiyla istanbul Üniversitesi hukuk fakültesi.

bu sıralarda fakültede yıllık derslerin vize sınavı, dönemlik derslerin final sınavları yapılıyor.

gercekten sınav takvimi gayet makul olmuş.

tabii eğer alttan hiç dersiniz yoksa.

fakat bizim okulda alttan dersi olmayan(birden fazla yıla ait dersi olmayan, yalnızca tek yıla ait dersleri olan) kaç öğrenci var?

yüzde 5 belki.

özellikle peşpeşe sistem değişikliklerinin ardından “14-15 yıllık dersten sorumlu” öğrenci sayısı büyük artış gösterdi.

arkadaşların halini gördükçe üzülüyorum.

çakışan dersleri yüzünden paramparça bir halde rapor peşinde koşturuyor herkes.

bu marifet değil fakat sınav takvimini rahatlatmak üzere insanlar bu yola başvuruyor.

ilerde adalet bekleyeceğiniz insanları sahtekârca davranmaya itiyorsunuz sayın yök,sayın iü,sayın iuhf.

özellikle bu sene vize sınavlarının geçen seneye nazaran 1 ay erkene alınması bu karmaşayı arttırmış gibi gözüküyor.

tabi bütün bunların en temel sebebi “fakültenin metrobüsten daha kalabalık olması”.

bu fakülte aşırı kapasite ile hareket etmeye çalışıyor. olmuyor.

herkes şikayetçi.

öğrenciler , asistanlar , hocalar.

nufüsun azaltılması lazım.

bu okul senede 400 öğrenciden fazla almamalıdır.

İÜHF NE ZAMAN ANLAYACAK?

BU KALABALIK İÜHF’yi PAÇAVRA HALİNE GETİRİYOR!

NOT:
(ben zamanında ilk yüzde girdim okula, bu sene sadece 3 dersim var.)

20130103-234014.jpg

şehir hayatına ve ulaşıma dair bir bakış açısı.

“Gelişmiş bir ülke, fakirlerin otomobil sahibi olduğu değil, zenginlerin toplu ulaşım kullandığı ülkedir”

Bogota Belediye Başkanı

bogota Kolombiya’nın başkenti.7-8 milyon nüfusu var.

kendileri bu sözü ne kadar uygulamışlar orası onları ilgilendirir.

ama transmilenio adı altında basit ve kullanışlı ve her yere yayılmış 11 hatlik bir metrobüs sistemleri var.
hem de 2000 yılında sefere başlamış.
bu hatta iki körüklü yani üç parçadan oluşan 25 metre otobüsler rahatlıkla kullanılıyor.

bizim metrobusten farkı: 2 şerit, istasyon ve tekrar iki şeritten oluşması. toplamda 4 şerit.
(dıştaki şeritler ekspres otobüsler icin kullanılıyor. böylelikle istasyonlarda yığılma olması engelleniyormuş)

istasyonlar konforlu. üstü ve etrafı kapalı.

otobüs kapılarıyla eşzamanli çalışan istasyon kapıları mevcut.
yani bizdeki gibi Çağlayan’da metrobüs beklerken 100 desibel sese ve soguga maruz kalmıyorsunuz.

ayrıca yaygın bir bisiklet yolu ağı var şehirde.

daha ilginci ise sehrin en işlek caddesinin pazarları sadece yaya ve bisikletçi trafiğine açık olması.

en ilginci ise car-free day uygulaması.
yani arabasiz geçen gün.
cok basit. o gün araba yok. herkes toplu tasıma ,bisiklet kullanmak ya da yürümek zorunda.
bizim araba sevdalisi liberallerin hiç hosuna gitmeyecektir.

gelelim belediye baskaninin özlü sözüne.

bu sözden bizim yerel ve genel yoneticilerin alması gereken dersler var.

sehir insanlar içindir efendiler!

sehir arabalar için değildir.

bizler arabalar filminde yaşayan birer araba değiliz.

insanız.

insana yakışır sekilde, zamanın şartlarına uygun, hızlı ve güvenli ulaşmak en doğal hakkımız.

unutmayin efendiler!

bizler bu sehirlere keyfimizden göçmedik.

sermayenin çarkı dönsün diye bizleri siz mecbur ettiniz göçmeye.

bu hafta sahaya inip aytekin durmazi kovaladığımız gibi, gunü gelir sizleri de cehennemin dibine kadar kovalarız.

bogota transmilenio haritası :

20121225-045115.jpg

kadıköy- söğütlüçeşme tramvayı

bir caddeyi trafiğe kapatalım demek öyle kolay söylenecek bir laf değil.

hele işlek bir anacadde ise söz konusu olan.

kadıköy istanbulun asyadaki merkezi. üsküdarla birlikte.

ama üsküdardan daha fazla neredeyse tuzlaya kadar uzanan bir hinterlanda sahip.

ayrıca ulaşımdaki ana aktarma noktası.

tarihi kültürel ve ekonomik bakımdan da anadolu yakasının lokomotifi.

avrupa yakasının hem taksimi,hem eminönüsü, hem de beşiktaşı kadıköy. hatta ortaköyü.

bu ilçenin nefes alacağı, rahat rahat yürüyeceği, alışveriş yapabileceği, bir caddesi var. bahariye.

ama bahariye konumu itibariyle kadıköyde ana cadde değil.

kadıköyde eksik olan bahariye caddesini bütünlemesi gereken diğer bir caddenin olmayışı;

kadıköyün asıl ana caddesi olan söğütlüçeşme caddesinin trafik içinde boğulması.

bu cadde araçlar , otobüsler , dolmuşlar ve taksiler için. kaldırımlar eçiş büçüş.

gürültü seviyesi bazen dayanılmaz.

aşağıda görüleceği üzere kadıköy iskele ile kadıköy belediyesi arasında 3 kmlik bir yol var. bu üç kilometrenin 2500 metresi işlek caddelerden oluşuyor.

kadıköy bostancı tramvayı gibi afaki bir düşünce değil bu.

kadıköy belediyesinin YETKİ sınırlarını aşmayan, bütçesini aşmayan uygulanabilir bir proje. eskişehirdeki tramvay uzatmaları bu konuda yol gösterebilir.

dün kurulan belediyelerin bugün yaptığı prestij cadde uygulamalarını görüyoruz. yayalara kazandırılmış alanlar, hem semte hem ekonomiye can veriyor.

fakat kadıköyün bu araç yoğunluğu kadıköyü yoruyor. tadını kaçırıyor.

işte bu sebepten :

“kadıköy iskeleden başlayıp altıyola , sonra boğanın yanından kuşdili caddesine inecek,kuşdili caddesinden karadut sokağa ( ki halihazırda trafiğe kapalı bir sokak karadut sokağı) girip oradan tekrar söğütlüçeşme caddesine çıkıp, söğütlüçeşme camisine kadar inecek. oradan belediyenin etrafını dolaştıktan, sonra tekrar altıyola çıkacak , sonrasında kadıköy iskele istikametinde geri dönecek 3000 metrelik çift yönlü bir tramvay hattı
metrobüsün kadıköy sahile inmesinin imkansız olması sebebiyle , bu tramvay iskele-kadıköy-metrobüs aktarmasını en iyi şekilde sağlayacak.yapılabilir.

moda tramvayı ile yukarı çıkarken hattı ortak kullanabilir. böylece söğütlüçeşme caddesi hem tramvaya açık olacakken hem de 2 şerit araç trafiğine açık olacak. otobüsler kadıköye

inmeden söğütlüçeşmeden döndüğü için kadıköyün içindeki yoğunluk azalacak.

bununla birlikte özellikle iskeleden altıyola kadar olan kaldırımlar ve söğütlüçeşme caddesindeki kaldırımlar iyileştirilip, bina cephelerinin düzelmesiyle kadıköyün havası değişecek.

ibb’nin yapacağı meydan düzenlemesiyle entegre edilerek yapılabilir bu çalışma.

selami başkandan bu konuda bir çalışma bekliyoruz.

işte görsel : ( NOT : bunlar kişisel fikirlerdir. )
kadıköy söğütlüçeşme tramvayı